|
Randevu İletişim bilgileri 0 212 416 35 29Tercüman Sitesi A-2 Blok Daire No: 6 Cevizlibağ / İstanbul |
Psikanaliz Temel Kavramlar
BİLİNÇLİLİK
Gerçeklere uyumu önde tutan mantıksal düşüncenin egemen olduğu bölmedir. Daha
doğrusu bilinçli zihinsel süreçler bu niteliği taşırlar. Bilinçlilikte düşünce,
duygu ve anılardaki neden-sonuç, zaman yer bağlantıları gerçeğe uygun olarak
kurulur ve bunlara dayanan eylem uyumsal (adaptive) dır. Gerçeği değerlendirme
yetisi ile dış gerçekte olanla zihinde olan birbirinden ayırt edilir. Çocukluğun
ilk yıllarında düşünce biçimi böyle mantıksal ve dış gerçeğe uyumsal nitelikte
değildir. Çocukluğun ilk dönemlerindeki ilkel ve gerçeği tanımayan düşünce
biçiminden, zamanla olgunlaşma ve öğrenme ile ayrışarak gelişen bilinçli
mantıksal düşünceye "ikincil süreç" adı verilir. İşte bilinçlilikte egemen olan
düşünce biçimi ikincil süreç niteliği taşır.
BİLİNÇ ÖNCESİ DÜŞÜNCELER
Kişinin belirli bir anda bilincinde ayırt edemediği birçok düşünceleri ve
anıları vardır. Bunların bazıları bilinçli bir çaba ile bilinç düzeyine
çağrılabilir. Bu çeşit düşüncelere ise BİLİNÇ ÖNCESİ DÜŞÜNCELER adı verilir.
Örneğin, bir süre önce karşılaştığımız bir olayı artık bilincimizden tümüyle
silmiş gibi olabiliriz. Ancak bu olayla ilgili bir çağrışım, bir uyaran tüm
olayın yeniden bilince dönmesini sağlayabilir. Bu tür bilinçten silinmiş gibi
sanılan ve uyaranlarla, çağrışımlarla bilince gelebilen anılar, duygular,
dürtüler, bilinç öncesi niteliği taşırlar.
BİLİNÇDIŞI
Kişinin özel bir çabası ile bilince çağrılamayan, farkına varılamayan
yaşantıların saklı olduğu ruhsal bölmedir; daha doğru bir deyimle, bu nitelikte
olan ruhsal süreçlerdir. Bu yaşantılar ancak özel yöntemlerle: uyutum, serbest
çağrışım, düşlerin, anormal ruhsal belirtilerin incelenmesi ile açığa
çıkarılabilir. Zihinsel işlemlerin tümü birden kavramsal olarak bölmelere
ayrılmış ve bunlara bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı adları verilmiştir.
Bilinçdışını yargılama, algılama, istenç gibi birer yeti olarak görmek yanlış
olur. Aslında bunlar arasında kesin sınırlar olduğu da düşünülemez. Bu
kavramlar, bilinçli olarak ayırt edebildiğimiz ve hiç ayırt edemediğimiz
psikolojik işlemlerin niteliğini belirten kavramlardır. Hiç kuşkusuz bilinç,
bilinç öncesi ve bilinçdışı arasında bir süreklilik ve bağlantı vardır ve
aralarında dinamik bir etkileşim söz konusudur. Önemli olan, bilinçdışında
bulunan istek ve anıların zaman ve yer tanımaksızın eski güçlerini, eski
enerjilerini sürdürebilmeleri ve çeşitli biçimlerde davranış üzerinde etkili
olabilmeleridir. Örneğin, bilinçdışı bir korku, bir saplantı kişiyi yetişkin
yaşamında etkileyebilir ve kişi bu etkileyici gücü hiç ayırt edemeyebilir. Öyle
ki, insan davranışları tümden mantıksal düşüncenin ve istencin ürünü değildir.
Uzun yıllar evlenmeyen ve annesini bırakamayan bir erkek, evliliğe karşı birçok
akılcı gibi görünen bilinçli düşünceler ileri sürebilir. Fakat bunların altında,
bilinçdışındaki bir Oedipal (Ödipal) saplantı evlenemeyişinin gerçek dinamik
kaynağı olabilir.
SERBEST ÇAĞRIŞIM
Bilinçdışının incelenebilesi için bireyin aklına gelen bir düşünceyi hiçbir
baskı, denetim ve süzgece uğratmadan açığa vurmasıdır. Serbest çağrışım
normalde, uyanıklık durumunda düşüncelerde varolan denetim ve süzgecin, direncin
kaldırılmasıdır. Serbest çağrışım klasik psikanalizin temel kuralıdır.
DİRENÇ (Resistance)
Bireyde bilinçdışının bilinçlenmesini, anormal davranış, düşünce ve duyguların
bırakılmasını, değiştirilmesini, olumlu hasta-hekim ilişkisinin kurulmasını, iç
görü kazanmayı, özetle değişmeyi ve iyileşmeyi önleyen ya da güçleştiren ve
bireyin içinden gelen her türlü bilinçli ya da bilinçdışı direnme ve savunmadır.
Direncin farkına varıldıkça direnç çözülür ve hastanın iç görü kazanmaya yönelik
çabaları (serbest çağrışım, terapistle olumlu işbirliği, açılma, boşalma, vb...)
verimli yönde gelişir, kolaylaşır.
AKTARIM (Transference)
Bireyin çocukluk çağında kendisi için önemli kişilerle (anne, baba, kardeş,
vb...) yaşamış olduğu duygu ve tutumları şimdi ilişki kurduğu kişilerle ve
duygulara göre değerlendirerek tepkiler göstermesidir. Psikoterapi sürecinde
hekime çocukluğunda ana-babası ve başka önemli kişilerle yaşamış olduğu sevgiyi,
nefreti, korkuyu, bağımlılığı ya da bu duygularla ilgili savunucu tutumları
hekime aktarır. Hasta hekim ilişkisi içerisinde bunun tanınması, çözümlenmesi
(analiz edilmesi), hastanın çocuksu davranışlarının tanınmasına yol açar. Bu da
iç görü kazanma ve değişmenin ön koşuludur.
KARŞI AKTARIM (Counter-Transference)
Hekimin kendi çocukluğundaki duygu ve tutumları hastasına aktarması olayına
denir. Duygulanımın aksi yönde olmasıdır. Psikanalistin, hastanın davranışlarına
karşı bilinçli yanıtlardan farklı olarak, hastaya karşı kendi bilinçdışı
istekleri ve çatışmalarına dayalı tepkiler vermesidir. Hekimin bunları tanıması
ve sağaltım sürecini olumsuz yönde etkilemelerine olanak vermemesi gerekir.
İÇ GÖRÜ
Rahatsızlık belirtileri ile bunların kaynakları arasındaki bağları görmektir.
Bir başka deyimle herhangi bir davranışın altında yatan bilinçdışı nedenlerin
(dürtüler, savunmalar, geçmişteki ilişkiler, olaylar, çatışmalar, karmaşalar,
vb.) bilincine varmaktır. İç görü kazanmak bir amaç değil, araçtır. Kazanılan iç
görü değişmek, iyileşmek, yeni çözüm ve baş etme yolları için kullanılmadıkça,
entelektüel bir egzersizden başka bir şey olamaz.
kaynak Site: http://freud.hypermart.net
|
|