![]() |
Grubumuza Bağlı Siteler İçinde İçerik
Araması Yapınız
Özel Arama
|
Türk Eğitim Sistemi Nasıl Yönetilmeli
Mevcut Eğitim Sistemi İşlevsel
Değil
Türk eğitim sisteminin şu andaki yönetsel yapısı, ekonomide, endüstride,
kültürde ve daha birçok alanda gerçekleşen gelişmelerin ağırlıklı olarak
devletin güdümünde olduğu dönemlerde belki de işlevseldi. Ancak bugün böyle bir
eğitim düzeninin oluşmasına neden olan şartların hızla değiştiğini görüyoruz.
Artık ekonominin, endüstrinin ve toplumun gelişmesinde devletin inisiyatifi o
kadar fazla değildir. Ekonomi ve sosyal hayat, belirli yerlerden yapılan
yönlendirmelerin dışında kendi dinamizmi içinde gelişmektedir. Bu çerçevede
eğitime duyulan talepler de hızla artmakta ve çeşitlenmektedir. Ancak dinamik
bir yapı içerisinde ortaya çıkan ihtiyaçları, durağan ve planlı gelişmelere
cevap vermek üzere yapılanan bir eğitim sistemi karşılamaya çalışmaktadır. Bu
çelişki içerisinde doğal olarak okullar, ihtiyaç duyulan yeni değer ve
becerileri kazandırmada zorlanmakta, çok çeşitlenen bireysel ihtiyaçları
karşılamada yetersiz kalmakta ve uzun vadeli hesaplar ve hedeflere göre
programlanmaları nedeniyle, hızlı değişmeler karşısında uyum sağlayamamaktadır.
Eğitim sisteminin aşırı merkeziyetçi yapısı ile, ekonomik, siyasal ve teknolojik alanlarda ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap vermesi mümkün değildir. Merkeziyetçi bir sistemde büyük ölçüde aynı türden programların sunulması ile çok sesliliğe dayalı bir demokrasi kültürünün oluşması zordur. Demokrasinin belki de en önemli temellerinden biri olan arzu ettiğini seçebilme pratiğinin, merkeziyetçi bir eğitim sistemi içinde yaşanabilmesi oldukça zordur. Ayrıca çok kültürlülüğün ve sesliliğin korunması ve yaşatılması da merkeziyetçi yapının baskın olduğu bir sistemde oldukça zor olsa gerek. Merkeziyetçi eğitim sisteminin doğası ülke ölçeğindeki ihtiyaçları karşılamak üzere kuruludur. Böyle bir yapı içinde, eğitim kurumlarının yerel düzeyde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılaması mümkün değildir. Diğer taraftan hızla değişen teknolojik gelişmelere de eğitim sistemi, sahip olduğu sıkı hiyerarşi içinde etkili bir şekilde ayak uyduramaz. Nitekim okulların araç gereç donanımının çok kısa zaman içinde demode hale gelmesinde bu yapının büyük etkisi vardır.
Eğitim Sistemi Yerinden Yönetilmelidir
Kısacası, eğitim sistemi ve okulların yaşadığı açmazlara neden olan temel
etkenlerin başında merkeziyetçi idari yapı gelir. Bu bağlamda, okulların günümüz
şartlarına uyum sağlayabilmesi için ağırlıklı olarak bir merkezden yönetilen
değil, kendi kendilerine yönlenebilen kurumlar olmaları gerekmektedir. Yani,
inisiyatifin toplandığı yer merkezi birimler değil okullar olmalıdır. Bu ise,
yerinden yönetime dayalı yeni bir yönetim modeliyle mümkün olabilir.
Yerinden yönetime dayalı bir sistemle, eğitim kurumlarının öncelikle hızla
değişen ekonomik gelişmelere daha etkili bir şekilde cevap verebilmesi
kolaylaşır. Özellikle serbest piyasa kurallarına göre işleyen ekonominin ihtiyaç
duyduğu bilgi ve beceri yerinden yönetilen okullar yoluyla daha etkili ve çabuk
karşılanır. Okullar, yerel düzeyde ortaya çıkan ihtiyaçları daha etkili bir
şekilde karşılar. Çok yönlü programlara
açık olan okulların yaygınlaşması sağlanabilir. Bireyi ve çevresini merkez alan bir eğitim gerçekleşebilir. Yerinden yönetime dayalı sistemde, eğitim konusunda alınan kararlar için geniş bir katılım tabanı oluşturulabilir. Eğitim uygulamalarının denetlenmesinde de çok yönlü, dengeli ve etkili bir kontrol mekanizması gelişir. Bütün bunlar, eğitimde alınan kararları daha verimli kılar. Yerinden yönetilen okullar, teknolojik değişmelere daha çabuk ve kolay uyum sağlayabilirler.
Yerinden yönetilen sistemde eğitime yerel kaynaklar mobilize edilebilir. Okullar arasında rekabet yükselir ve bu şekilde daha fazla eğitim hizmetleri sunulur, eğitim kurumları kendi imkânlarını kullanarak ekstra kaynaklar yaratabilir ve programlar daha çok öğrencilerin ihtiyacına yönelik olur. Her şeyden önemlisi, sistemin yeniden yapılanması ve kendini yenilemesi kolaylaşır. Merkezi sistemin işleyişinde etkili kullanılamayan insan kaynaklarından daha iyi yararlanılır. Yerinden yönetilen bir sistemde çalışan personelin sadakati, yaratıcılığı ve kendisini çalıştığı kuruma adaması daha yüksek olur.
Eğitim sisteminin daha etkili bir şekilde yönetilebilmesi adına, yerelleşmiş bir düzeni hayata geçirmek için sistemi kökten değiştirmek şart değildir. Mevcut eğitim sistemi, yerelleşmiş bir modelin işleyebilmesi için gerekli altyapıya sahiptir. Yani eğitim sistemini bugünkü haliyle yerinden yönetime dayalı bir sisteme kavuşturmak mümkündür. Yerinden yönetime dayalı bir sistemin hiç sakıncası yok mudur? Elbette olabilir. Ancak herhangi bir sakıncası varsa izlenmesi gereken yol, bunun giderilmesi için çözümler geliştirmektir. Giderilebilecek eksiklikler, yeni sistem önerilerini göz ardı edip eskiye devam etmeyi haklı kılamaz.
Eğitimde Yerinden Yönetimden Ne Anlaşılmalı?
Eğitimde yerinden yönetim konusunda önemli bir bilgi ve anlayış eksikliği vardır. Yerinden yönetim bazen yeni bir şeyler söyleme uğruna başvurulan bir terim bazen de başka bir beklentiyi gerçekleştirme amacıyla yönelinen bir sığınak gibidir adeta. Bu durum yerinden yönetimin önünde önemli bir engeldir ve yerinden yönetimin uzun zamandır hedeflenmesine rağmen bir türlü gerçekleşememesinin altında bu sorun yatmaktadır.
Karar yetkilerinin kararın alınması gereken hiyerarşik düzeyde verilmesi olarak tanımlanan yerinden yönetim devredilmiş yetkileri simgeler. Eğitimde yerinden yönetim eğitim sistemi üzerindeki kontrolün ulusal organlardan bölgesel organlara doğru transfer edilmesi anlamına gelir. Yerinden yönetim ile bölgesel düzeye merkezi otoritenin sadece denetimsel gücü değil bunun yanında finansal sorumlulukları da transfer edilir. Özellikle ABD ve İngiltere gibi ülkelerde eğitimin yönetilmesinde temsil hakkına sahip olmak ile yerel katkılara sahip olmak bir arada algılanır. Türkiye’deki eğitimde yerinden yönetilmesi ile ilgili tartışmalarda ise yerel katılım ve temsil dile getirilirken eğitim hizmetlerinin sunulmasında gerekli olacak yerel katkı üzerinde pek konuşulmaz.
Yerinden yönetilen bir eğitim sistemi demek merkezi otoritenin bütün yetki ve sorumluluklarının yerel düzeye aktarılması demek değildir. Nitekim yerinden yönetilen eğitim sistemine sahip olan birçok ülkede de eğitimde merkezi otoritenin tamamen devre dışı kalmadığı görülmektedir. Örneğin, Fransa’da öğretmenlerin eğitimi, sertifikalandırılması, atanması, not sistemi, ücreti ve çalışma koşulları ulusal düzeyde kontrol edilir. ABD’de ise bu uygulamalar eyalet düzeyinde merkezi otorite tarafından yerine getirilir.
Eğitimde Yerinden Yönetim Modeli
Eğitimde yerinden yönetimin sağlanması uzun zamandır üzerinde konuşulan bir konudur. Ancak bunun nasıl gerçekleştirileceği üzerinde pek durulmamıştır. Aşağıda Türk Milli Eğitim sisteminin yerinden yönetilmesi için dünyadaki değişik örneklerden esinlenerek oluşturulan bir modeli tartışmaya açmak istiyoruz. Bu modele göre eğitimin örgütleniş biçimi ve yeni oluşturulacak birimlerin görev ve yetkileri aşağıdaki şekilde olacaktır.
Bu modele göre Milli Eğitim Bakanlığı’nın yetki ve sorumlukları fırsat
eşitliğini sağlamak için burslar vermekle, ulusal düzeyde datalar toplamakla,
Ar-Ge etkinliklerini yürütmekle, insan gücünün geliştirilmesi ve hizmet içi
eğitim çalışmalarının yapılması ile sınırlı olacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan sonra eğitimden sorumlu birim, belirli illerin
oluşturduğu eğitim bölgelerinden sorumlu olan Bölge Eğitim Kurulu olacaktır.
Kurul, bölgeye göre değişebilecek sayıda, bir kısmı halkın oyu ve bir kısmı da
bölge yetkilisi (vali) tarafından seçilen üyelerden oluşacaktır. Bu kurul;
eğitimle ilgili yasaları uygulama, öğretmen, yöneticiler ve eğitim uygulamaları
için standartları belirleme, bölgede eğitim için ayrılan kaynağı yönetme,
okulların gelişimi için planlamalar yapma, Vali ve merkezi hükümete önerilerde
bulunma, öğretmenlerin ücretlerini belirleme, okul yılının takvimlemesini yapma,
personel, öğrenci yönetmeliği, test ve değerlendirme, okul programları ve okul
binaları için standartlar belirleme gibi görevlere sahip olacaktır.
Hiyerarşik olarak Bölge Eğitim Kurulunun altında Bölge Eğitim Başkanı görev yapacaktır. Bazı bölgelerde seçimle bazılarında valinin atamasıyla başa gelebilir. Görev ve yetkileri her bölgeye göre değişebilir. Bölge Eğitim Başkanı; Bölge Milli Eğitim Müdürlüğüne ve Bölge Eğitim Kuruluna başkanlık etmek, Bölge Milli Eğitim Müdürlüğüne personel almak, eğitimle ilgili kararlarda ve bütçe çalışmalarında önerilerde bulunmak, eğitim ile ilgili yasaları yorumlamak, Bölge yetkilisine (vali), Bölge Eğitim Kuruluna ve halka eğitim hakkında bilgi sunmak ve rapor vermek gibi görevlere sahip olacaktır.
Bölge Eğitim Kurulunun altında ve Bölge Eğitim Başkanı’nın önderliğinde çalışacak olan bir diğer kurum da Bölge Eğitim Müdürlüğüdür. Bu kurumun en genel işlevi, eğitim hakkında veri toplamak ve bilgi vermek olacaktır. Ayrıca okulların standardını belirlemek, öğretmenleri sertifikalandırmak, fonları onaylamak, Bakanlığın bölgedeki eğitim ile ilgili politikalarının uygulanıp uygulanmadığını izlemek, özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklarla ilgili programlar geliştirmek gibi işlevlere sahip olacaktır. Bölge Eğitim Müdürlüğü eğitim konusunda uzmanlaşmış ve teknik isleri yapan birim olacak ve bu özelliği ile Bölge Eğitim Kuruluna yardım edecek ve yönlendirebilecektir. Bölge Eğitim Müdürlüğü, Bölge Eğitim Kurulu’na karşı hiyerarşik olarak sorumlu olmasına rağmen büyük ölçüde M.E. Bakanlığı’nın paralelinde çalışan bir birim gibi olacaktır.
İl düzeyindeki en yetkili organ ise bölgenin verdiği yetkileri kullanacak olan
İl Eğitim Kurulu olacaktır. Bu kurul, personel ve okul mal varlığı üzerinde
yetkili olacaktır. Kurul üyeleri bazı illerde atama ile bazılarında halk oyu ile
seçilebilecektir. İl düzeyinde eğitimle ilgili alınan her karar bu kurulun
onayından geçecektir. Ayrıca bu kurulun fikir aldığı ve atadığı bir İl Eğitim
Müdürü olacaktır. Müdür, kurulu bilgilendirmek, okul personelinin çalışmalarını
organize etmek, personel almak, promosyon gibi işlerde önerilerde bulunmak,
planlama yapmak, okul programlarını değerlendirmek, okul binaları ve diğer
eğitim araçları hakkında öneriler geliştirmek gibi görevlere sahip olacaktır.
2002 yılı itibarı ile 1995’li yıllarda sunmuş olduğumuz yukarıdaki model ve
eğitim sistemimizin şuandaki durumu üzerine şunları söyleyebiliriz. Modeli
önermemizin altında eğitim sistemimizi çağdaş, verimli ve sorumlu (accountable)
hale getirebilme konusundaki arayışımız yatmaktadır. Eğitim sistemimiz maalesef
bu örgütsel işleyişiyle gelişmelere uyum sağlayamıyor, ihtiyaçlara cevap
veremiyor. İhtiyaçlara cevap vermede başarılı olan eğitim sistemlerine
baktığımızda sunduğumuz modelle veya benzerleriyle karşılaşıyoruz. Sunduğumuz
modelin aynısı uygulanamayabilir ancak modelin dayandığı anlayış uygulansın o da
yeter.
Bu arada Milli Eğitim Bakanlığının son yıllarda “Eğitim Bölgeleri” oluşturarak katılıma dayalı bir sistem arayışına şeklen de olsa girmekte olduğunu görmekteyiz. Ancak oluşturulan bu Eğitim Bölgelerinin etkili bir şekilde işlediğini söylemek zordur. Ayrıca Eğitim Bölgelerinin ve oluşturulan birimlerinin işlevsel olabilmesi için daha köklü ve daha yasal adımlar da atılmamıştır.
Eğitimin Finansmanı
Devlet, şu andaki eğitim sisteminin finanse edilmesinde adeta yegâne kaynak
gibidir. Yerelleşmeyle eğitimin finans kaynaklarının türü artacaktır.
Yerelleşmiş sistemde, doğal olarak merkezi hükümetin yetki ve sorumluluklarının
azaltılması gibi finansal sorumluluğu da azaltılacaktır. Yani yerel birimler
merkezi otoritenin yetkilerini devraldıkları gibi, merkezi hükümetin eğitim için
yapmış oldukları harcamaların belli bir oranını üstleneceklerdir. Bu durumda
eğitimin finans kaynağı ne sadece merkezi hükümet (Bakanlık) ne de yerel
birimler olacaktır. Eğitim harcamaları merkezi hükümet, il ve ilçe düzeylerinde
değişik kaynaklardan sağlanacaktır. Her düzeyde de eğitim için ayrılacak kaynağı
yaratabilmek için vergi vb. uygulamalara gidilebilir. Bu finans sistemi
uygulamasıyla her düzeyde kaynak üretme yolunda kendiliğinden bir çaba sarf etme
gerçekleşebilir.
Eğitim sisteminin finanse edilmesi için ulusal düzeyde yeni bir vergi sistemi
geliştirilmelidir. Geliştirilecek yeni sistem sadece eğitimden faydalananları
etkilemelidir. Buna göre, her türlü kurum ve kuruluşlar istihdam ettiği insan
gücünün eğitim durumuna göre belirli oranlarda devlete vergi ödemelidir. Her
elemanın eğitim düzeyi yükseldikçe ihdas edilen vergi oranı yükselmelidir. Aynı
şekilde herhangi bir yerde çalışan kişi, sahip olduğu eğitim düzeyi oranında
devlete ek vergi ödemelidir. Bu uygulama ile eğitim için gerekli kaynak,
eğitimden faydalanan kişi ve kurumlardan sağlanmış olur.
Eğitimin finanse edilmesinde başka yollar da bulunmaktadır. Öncelikle okullar kendi kendilerine kaynak üretebilir hale gelmelidirler. Bu amaçla eğitime veli ve çevre katkısı sağlanmalıdır. Bunun dışında okullar kendi imkânlarını kullanarak kaynak üretebilmelidir. Bu anlayış ilke edinildiğinde, okullar, ellerindeki eleman potansiyeli ve alan imkânlarıyla çok rahat gelir elde edebilirler. Örneğin okullara ait spor salonları, bahçeler ve salonlar atıl kaldıkları zaman gelir amacıyla özel ve resmi kurumlara kiraya verilebilir. Özellikle kentlerde ortaya çıkan talep sonucu dershane ve kursları içeren büyük bir okul dışı pazar olgusu gözlenmektedir. Trilyonların döndüğü bu pazarın temel dinamiği asıl okullarda bulunmaktadır. Okulların, asıl etkinliklerinin dışında bu alana kurumsal bir şekilde el atmaları mümkündür. Bu yolla okullar finansal açıdan rahatlayabilirler.
Okullar ayrıca çevrede bulunan özellikle kamuya ait olan alanları
kullanabilirler. Kamuya ait birçok alan, araç, gereç ve imkânlar atıl
olduklarında okullar tarafından kullanılabilir. Bu uygulama da bir tür kaynak
üretme etkinliği olarak kabul edilebilir.
* Türk Eğitim Sistemi ile ilgili Doç. Dr. İrfan Erdoğan’ın diğer saptamaları ve
önerileri son yazmış olduğu “Türk Eğitim Sistemi: Sorunlar ve Çözümler” adlı
eserde daha ayrıntılı olarak yer almaktadır.
|
|