|
ALO RANDEVU HATTI (0212) 570 32 23 Bakırköy / İncirli |
Savunma Mekanizmaları
FANTEZİ
Savunma mekanizmaları gerek kişinin ortama adaptasyonunda ve gerekse gelişiminde
çok önemli bir rol oynar. Kişilik Gelişimi’nin en göze çarpan ve önemli
gerçeklerinden biri, onun sürekli olarak değişimidir. Bu değişim hayat boyunca
devam etmekle beraber, en belirgin olarak bebeklik, çocukluk ve ergenlik
devrelerinde gözlemlenir. Gelişim süresince ego, yapısal olarak farklılaşır,
dinamik olarak da enerjinin dürtüsel kaynakları üzerine olan kontrolünü
arttırır.
Tüm kişilikte oluşa gelen değişiklikler, beş koşulun sonucu ortaya çıkar.
* Olgunlaşma
* Dış dünyadan kaynaklanan ve düş kırıklığı ile sonuçlanan üzüntü verici
uyarılar
* Kişisel yetersizlikler
* Sıkıntı
Kişinin olgunlaşma süreci içinde karşılaştığı tüm engelleyiciler ve bunlarla
savaşımı, bu engelleri yenme yolunda ortaya koyduğu uğraş, onun kişiliğini
geliştirir. Bu gelişimde ego, ait olduğu organizmayı koruma gayretiyle bir takım
Savunma Mekanizmaları yaratır. Normal veya nörotik her şahıs, hayata uyumda bu
savunma mekanizmalarından birini veya birkaçını kullanır.
Özetle, Kişilik Davranışları = Gelişim + Savunma Mekanizmaları diyebiliriz.
Çatışma
Organizmanın birbirleriyle bağdaşmayan birden çok dürtü nesnesi ile
karşılaşmasıdır. Çatışmayı şu üç grupta inceleyebiliriz:
Yanaşma-yanaşma: İki ya da daha çok olumlu değerli amaç nesnesi yan yana
bulunduğunda ve kişi bunlardan birini seçmek zorunda kaldığında ortaya çıkar.
Uzaklaşma-uzaklaşma: İki ya da daha çok olumsuz durum ya da nesne karşısında
kalmaktır (yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal,...).
Yanaşma-uzaklaşma: Bir amaç nesnesinin hem olumlu, hem olumsuz yanlarının
bulunması durumunda ortaya çıkar (iki sevgilinin birlikteyken sürekli kavga
etmeleri ama ayrı kaldıklarında birbirlerini özlemeleri).
Bunaltı: Psikanalitik anlamda bunaltı, idle ego ya da egoyla süperego arasındaki
dengenin bozulması ve çatışma durumunun bir sonucudur.
Dış dünyadan gelen tehlikeli uyaranlara karşı her canlı varlığın ortak savunma
düzenekleri vardır. Bunlar genelde kaçma ya da acı veren uyaranları ortadan
kaldırma şeklindedir. Benliğin savunma düzenekleri deyince, bu yalnız dışarıdan
gelen tehlikelere karşı oluşturulan tepki olarak düşünülmemelidir. Benliğin
savunma düzenekleri çatışma ve bunaltıya karşı kullanılan benlik işlemleridir.
Genellikle bilinçdışı süreçlerdir. Egonun bilinçdışı yönünde bulunurlar. Birey
ne tehlikenin ne de kullandığı savunmanın bilincinde değildir.
Benliğin çatışma ve bunaltı durumunda kullandığı çok değişik türde savunmaları
vardır ki asıl bunlar bir çok karmaşık davranışın gerçek anlamını açıklamaya
yarar. Aşağıda en sık kullanılan savunma mekanizmalarına yer verilmiştir.
BASTIRMA (Repression)
Anı ve deneyimlerin bilinçdışına itilmesi ve orada tutulmasıdır. Diğer bütün
savunma mekanizmalarına temel teşkil eder. Bilinçdışına itilen ve orada tutulan
dürtüler, istekler, anılar ve duyguların bilinç düzeyine çıkması genellikle
benlik tarafından kabul edilmez. Yani bunlar üstbenlikçe (süperego) yargılanarak
yasaklanan ve benliğe acı, bunaltı veren öğelerdir. Bu nedenle bastırılırlar.
Bilinçdışı duygu ve dürtüler, bastırma düzeneğinin zayıfladığı zamanlarda bilinç
düzeyine çıkma ve kendilerini belli etme eğilimi gösterirler. O zaman benlik bir
tehlike durumu algılar ve bunaltı belirtileri ortaya çıkabilir. Bastırılan bazı
dürtüler ve çatışmalar yetişkin yaşamda çok değişik davranış örüntülerine ya da
bozukluklarına yol açabilir. Örneğin, Oediepus (ödipus) karmaşasını
çözümleyememiş bir kişide yetişkin yaşamda, cinsel güç sorunları, evlenememe
durumu, karşı cinse yönelik aşırı çelişkili tutumlar, uygun olmayan özdeşim
belirtileri görülebilir. Bunun yanı sıra bastırma günlük yaşamda dil ve hareket
sürçmeleri olarak belirebilir.
YADSIMA (İnkar-Denial)
Benlik için tehlikeli olarak algılanan ve bunaltı doğurabilecek bir gerçeği yok
saymak, görmemek değişik derecelerde oldukça yaygın olarak kullanılan bir ilkel
savunma biçimidir. Birçok özürlerimizi, utanç ya da suçluluk doğuran eski
deneyimlerimizi bilinç altına itmekle kalmayız, bunları hiç yaşanmamış gibi de
algılayabiliriz. Öfke, kızma en çok yadsınan duygulardır. Öfkesi belli olduğu
halde kişi bunun hiç farkında olmaksızın yadsıyabilir.
YANSITMA (Projection)
Bazı duygu, dürtü, gereksinim ya da yaşam olaylarının dışarıya aktarılıp,
yansıtılıp, dışarıdaymış ya da dışarıdan kendisine yöneltiliyormuş gibi
algılanmasıdır.
Yansıtma mekanizmasında kişi, kendi içinde yadsıdığı bir dürtüyü (ki bu toplumca
onaylanmayan bir dürtüdür) başkalarında görür ya da başkalarının bu dürtüyü
kendisinde gördüğünü sanır. İçinde öfke ve kin duyguları olan bir kişi, "bana
kızıyorlar, benden nefret ediyorlar" diye düşünebilir. Burada hem yadsıma (bende
kızma yok), hem de yansıtma (onlarda var) düzeneği işlemektedir.
ÖDÜNLEME (Compensation)
Ödünleyici tepkiler, kökenini insanın gerçek ya da imgesel eksiklerinden alan
yetersizlik duygularına karşı geliştirilirler. Örneğin, bedensel bir sakatlığı
olan birey, sürekli çabaları sonucu bu durumun olumsuz etkilerini ödünleyebilir.
Nitekim, geçirdiği çocuk felci yüzünden sakat kalan bir kişi yoğun çalışmaları
sonucu olimpiyat yüzme şampiyonu olarak hareket yetersizliğini ödünlemiştir.
YÜCELTME (Sublimation)
Yüceltme mekanizmasında, toplumca onaylanmayan ilkel nitelikteki dürtü, eğilim
ve istekler doğal amaçlarından çevrilerek, toplumca beğenilen etkinliklere
dönüştürülürler.
Çocuklukta en yalın biçimiyle gözlemlenebilen yıkıcı eğilimler yetişkinlik
döneminde toplum tarafından onaylanmayacağından böyle bir insan örneğin iyi bir
patlayıcı madde ya da silah uzmanı olarak bu eğilimini yüceltebilir.
YER DEĞİŞTİRME (Displacement)
Bir dürtünün ya da duygunun asıl nesnesinden başka bir nesneye yöneltilmesidir.
Çatışmaya ve bunaltıya neden olabilecek ve benlikçe kabul edilmeyen bir dürtü
asıl yöneleceği nesne yerine başka bir nesneye yönelerek çatışma ve bunaltı bir
derece azaltılabilir ya da önlenebilir (Patrona kızıp acısını evdekilerden
çıkarma).
KARŞIT TEPKİ KURMA (Reaction-Formation)
Kişi, kendi içindeki bilinçdışı dürtü ve eğilimlerin tam karşıtı tepkiler
vererek de benliğini savunabilir. Örneğin, içindeki kin, nefret ve kabalık
eğilimlerine karşı kişi, aşırı derecede kibar ve nazik; pislik ve kirlilik
eğilimlerine karşı anormal derecede titiz ve temizlik düşkünü olabilir. Benlikçe
kabul edilmeyen birçok dürtü ve gereksinimler aşırı baskıcı, bağnaz, ahlakçı bir
tutumla bastırılmaya çalışılabilir.
DUYGUSAL SOYUTLANMA (Emotional Insulation)
Duygusal soyutlanma mekanizması çeşitli biçimlerde işleyebilir. Bunlardan biri,
kişinin diğer insanlardan bağımsızlık kazanarak duygusal ihtiyaçlarının onlar
tarafından etkilenmesine karşı önlem almasıdır. Böyle bir insan, ilişkilerinde
duygusallığa yer vermeyerek düş kırıklığına ve zedelenmeye karşı korunmaya
çalışır. Bu insanlar duygusal ihtiyaçlarının üzerini adeta bir kapakla örterler.
Uzun süre ceza evinde kalan kişiler, engellenmiş olmanın acısından korunabilmek
için giderek duygusal bir soyutlanma içine girer ve ertesi günü düşünmeksizin
her günü geldiğince yaşarlar. Normal sayılan insanlar da bazı incinmelere ve düş
kırıklıklarına karşı soyutlanma mekanizmasını kullansalar da etkin katılım
gerektiren yaşam durumlarında bazı riskleri göze alırlar. Ancak bazı insanlar bu
mekanizmayı kendilerini her türlü acıdan koruyacak bir kabuk gibi
kullandıklarından, yaşama etkin ve sağlıklı katılımlarını da azaltmış olurlar.
Bu insanlar duygusal olmamayı güçlülük olarak yorumlama eğilimindedirler.
YAPMA-BOZMA (Undoing)
Ana-babanın ve daha sonraları toplumun içleştirilen değerleri kişiye uygunsuz
davranışlarında ötürü kendini suçlama, yargılama ve cezalandırma sorumluluğunu
yükler. Yapma-bozma mekanizması, kişinin kendisi ve çevresi tarafından
onaylanmayacak düşünce ya da davranıştan vazgeçmesi ve eğer böyle bir söz ya da
eylem dışa vurulmuşsa, ortaya çıkan durumu onarmasıyla belirlenir. Bir başka
anlatımla, bu mekanizma suçluluk duygularına karşı geliştirilir ve adeta bir
sözcüğü yanlış yazan birinin kağıdı silgiyle temizleyerek o sözcüğü yeniden
yazmasına benzer. Yapılan yanlışı düzeltmenin ya da ondan ötürü özür dilemenin
ceza tehdidini bağışlanmaya dönüştürebildiği çocukluk yıllarında öğrenilir.
Yapma-bozma mekanizması günlük yaşamda çok sık kullanılır. Kusurlu
davranışlarımız için dilediğimiz özürler, günahlarımıza karşılık verdiğimiz
sadakalar ve arada bir duyduğumuz pişmanlık duyguları bu mekanizmanın ürünüdür.
Bazı dinlerdeki günah çıkarma ya da kusurların bağışlanacağı güvencesi, insanın
yaptığı yanlışların bağışlanmasına ve her şeye yeniden başlayabilmeye karşı
duyduğu yoğun ihtiyacı yansıtır.
DÖNÜŞTÜRME (Conversion)
Dönüştürme, anksiyete yaratabilecek bilinçdışı duyguların bilinç düzeyine erişmesini engelleyebilmek ya da zorlama yaratan çevresel durumlardan kaçabilmek amacıyla ve gerçek bir organik nedeni olmayan bedensel hastalık belirtileri biçiminde ortaya çıkan, nevrotik düzeyde bir savunma mekanizmasıdır.
ASETİZM (Çilecilik-Zahitlik)
Bu, özellikle ergenlerde görülen bir savunmadır. Bu evrede, kişisel veya sosyal baskı ve inhibisyonlardan gerçekten etkilenen bir gençte, cinsel dürtüler dayanılmaz bir kerteye gelince, cinsiyet başta olmak üzere tüm haz verici faaliyetlerden bir el çekme gözlenir. Mid-adolesans’tan sonra kendiliğinden kaybolur. Bu gibi kimseler kolaylıkla tarikat ve mezhep avcılarının kurbanı olurlar.
FANTEZİ
Fanteziler insan zihni tarafından çatışmaları çözmek, daha doğrusu onlardan kaçmak için yaratılmış ‘yedek’lerdir. Bunlardan bilinçli olanlara basitçe gündüz düşleri denir. Bizim burada konu ettiklerimiz, ‘bilinç ötesi’ oluşanlardır. Erken çocukluk yıllarında fantaziler zihinsel fonksiyonların pek çok yüzdesini kaplarlar ve hemen hemen bilinç ötesinde eşdeğerdirler. Bunların “ilkel bastırmaların” büyük bir kısmını oluşturdukları düşünülür.
Rüyalar da fantezi grubuna girebilirler. Fakat onlar çok daha sembolik ve çok daha az gerçekçidirler. Rüyalar da fanteziler gibi arzu doyurucu nitelikleri taşırlar.
|
|