|
ALO RANDEVU HATTI (0212) 570 32 23 Bakırköy / İncirli |
Psikanalitik Psikoterapi
Psikoanalitik psikoterapinin amacı bilinçdışında
yatan çelişkileri bilinç düzeyine çıkarmak ve bir çözüme ulaştırmaktır.
Freud'un yolunu izleyen psikoanalist, hastanın bilinçdışındaki çelişkilerini
değişik yollardan bilinç düzeyine çıkartır ve hastanın bu çelişkilerin farkına
varmasını sağlar. Böylece hasta artık kontrolü bilinçdışına bırakmaz
davranışlarını bilinç düzeyinde etkiler.
klasik psikanaliz yöntemi, hastanın bir kaç yılı bulan uzun bir süre, haftada üç
veya altı defa psikoterapisti ziyaret etmesini gerektirir. Her ziyaretin
uzunluğu 50-60 dakika arasında değişir. hasta psikoterapistin odasında bir divan
üzerine yatar, psikoterapist hastanın göremeyeceği bir şekilde onun başucuna
oturur. Psikoterapist hastadan aklına geldiği şekilde hiç engellemeden ve ket
vurmadan konuşmasını ister. "Aklına gelenler sana tuhaf, saçma, çocuksu,
anlamsız gelebilir, bazıları seni üzer, bazıları güldürür. Türü ne olursa olsun,
aklına gelenleri, hiç ket vurmadan olduğu gibi bana söylemen gerekir." diye
psikoterapist hastasını uyarır.
Bu sürece serbest çağrışım adı verilir. Serbest çağrışımda bir düşünce başka bir
düşünceyi uyandırırsa, başka bir deyişle çağrışım yaparsa, akla gelen o
düşüncenin söylenmesi gerekir. Psikoanalist, serbest çağrışımın bireyin
bilinçaltındaki çelişkilerine ulaşmanın en etkin yolu olduğuna inanır.
Psikoterapinin başlarında hastanın davranışları tuhaftır ve hasta kolay kola
kendini açmaz. Fakat zamanla psikoterapiste güvenen hasta daha rahat olarak
serbest çağrışımda bulunmaya başlar.
Konuşmanın çoğunluğunu hasta yapar ama, psikoterapist hastanın söylediklerini
sürekli yorumlar. Bu yorumlar psikoanalitik terapinin en önemli araçlarından
biridir. Psikoterapist yorumunu, hastanın söylediklerini Freud'un kişilik
anlayışı çerçevesinde inceleyerek yapar. Bu anlayış içinde cinsellik ve
saldırganlık önemli yer tuttuğundan, hastanın söylediklerini bu yönde yorumlama
eğilimi vardır.
Hasta terapistin yorumunu kolaylıkla kabul etmez. Özellikle tedavinin başlarında
direnir. Hastanın direnişi sözlü olabilir veya randevusuna gelmeme gibi başka
türlü davranışlarla kendini gösterir. Direnişler hastanı savunma mekanizmalarını
oluşturur ve terapist, bu savunma mekanizmalarını da, kendi yorumuna dahil eder.
Psikoterapi ilerledikçe hastanın direnmesi yavaş yavaş ortadan kalkar ve
transfer gittikçe daha da kuvvetlenir. Hasta psikoterapisti yaşamında önemli bir
insan olarak görmeye başlar. Psikoterapist hastanın yaşamında önem kazandıkça
hastaya sürekli terapistin çevresinde ve yakınında olmak ister veya terapisti
anne-babanın birinin yerine koyarak sanki onun çocuğuymuş gibi davranmaya
başlar. Psikoanalistler bu şekilde meydana gelen transferin gerekli olduğunu
düşünürler. Hasta terapiste çocuksu davranırken, terapistle kurduğu etkileşim
sonucu, küçüklüğünde anne babasıyla nasıl bir etkileşim kurduğunu anlamaya
başlar. çocukluğunu yeniden yaşamaya başlayan hastaya psikoterapist anlayışlı ve
hoşgörülü bir anne-baba modeli oluşturur. Böylece hasta eski çatışmalarının
kaynağını görmeye başlar ve bunları nasıl bilinçaltına ittiğini anlar.
Bu anlayış oluştuktan sonraki aşamada,hasta ve terapist arasında transfer
ilişkisi yerine daha olgun, yetişkin bireylerin kuracağı türden bir ilişki yer
almaya başlar. Bu, hastanın kendi yaşamına yetişkin ve sorumlu bir kişi olarak
başlamaya hazır olduğunun belirtisidir.
Klasik psikanaliz Ferud'un ilkelerini yakından takip eden psikiyatrist ve
psikologların kullandığı terapi biçimidir. Bu gün, kendilerine psikoanalist
diyen, fakat Freud'un kullandığı klasik psikoterapiyi aynen kullanmayan
psikologlar vardır.
Bu psikologlar hastalarını haftada 3-6 defa yerine 1-2 defadan fazla görmezler.
Tedavinin yıllarca sürmesini beklemezler. haftalar ya da aylar içinde ifade
edilen daha kısa süreli psikoterapi uygularlar. Yalnız geçmişe değil, bireyin şu
anda içinde bulunduğu ortama ve onun gelecek hakkında düşündüklerine de önem
verirler. Serbest çağrışım ve transferans ilkelerinden başka teknikler de
kullanırlar. Başka bir deyişle daha eklektik bir yaklaşımları vardır.
Psikoz gibi gerçeği değerlendirme yetisinin kaybolduğu hastalıklarda psikoanaliz
kullanılmaz. Çünkü psikotik kişiler psikoterapistle ilişki kurarak içgörü
geliştiremezler. Ferud'cu psikologlara göre, psikozlar, gelişimin ilk
aşamalarına gerileme biçiminde kendini gösterir. yaşamın ilk aşamalarına
gerileyen kişilerle, içgörü kazandıracak biçimde iletişim kurma olanağı yoktur.
Bir kaç yıl boyunca haftada 3-6 seans olarak gerçekleştirilen klasik psikanaliz
hastalara bir servete mal olmaktadır.
Şimdi de psikoanalitik psikoterapinin temelinde bulunan Freud'un düşüncelerini
inceleyelim. Freud id, ego ve üst-ben olmak üzere üç birimli bir kişilik yapısı
düşünür. İd bireyin hayvansal yönünü ve bütün enerji kaynağını temsil eder.
İd'in cinsellik ve saldırganlık olmak üzere iki dürtüsü vardır ve bu dürtüler,
hiç bir koşul tanımadan, hemen o anda doyuma ulaşmak ister. Üst ben toplumun
ahlak kurallarının, sosyal değerlerinin kristalleştiği yerdir ve bireyin
vicdanını temsil eder. Üst ben bireyi toplumun kurallarına uymaya ve diğer
kimselere uyum içinde yaşamaya iter.
Ego, id ile üst ben arasında dengeyi kurmaya çalışan bir tür danışmandır. Ego
üst benin ortaya koyduğu koşulları iyice inceler, gerçekçi bir değerlendirme
yapar ve idin isteklerini, bu değerlendirmenin sonucunda ulaştığı sonuçlara göre
kısmen ya da tamamen gerçekleştirir. İd'in isteği hiç yerine getirilemeyecek
türden bir istekse, başka bir deyişle yerine getirildiği takdirde birey için son
derece olumsuz sosyal sonuçlar doğuracaksa, o zaman ego savunma mekanizmalarını
harekete geçirir ve id'in isteğini bilinçaltına iterek, id'le üst-ben arasında
çelişkiyi görünüşte çözer.
Bilinçaltına itilen çelişkiler ortadan kaybolmazlar, buradan insanın davranışını
etkilemeye devam ederler. Bilinçaltında çözüme ulaşamamış çelişkilerin etkisi
yoğunlaştığı zaman, bireyin egosu işin içinden çıkamaz, zayıflar ve bireyin
davranışları çelişkilerin etkisi altına girer. Normal dışı davranışların
kaynağı, çözüme ulaşamamış bilinçaltındaki çelişkilerdir. Psikoanalitik
psikoterapinin amacı bilinçaltında yatan çelişkileri bilinç düzeyine çıkarmak ve
bir çözüme ulaştırmaktır.
Sigmund Freud 1856-1939 yılları arasında yaşayan ve çağını derin biçimde
etkileyen bir düşünürdür. Bazı kimseler devrim niteliğindeki düşünceleri ile
Freud'u Darwi'e Karl Marks'a benzetirler.
|
|