![]() |
Psikanaliz Ekolleri
(Dinamik Psikoterapi)
1940’lardan sonra psikanalizin bir evrim sürecine girdiğini söyleyebiliriz.
Klasik psikanaliz, haftada 4-5 seanstan oluşan ve hastanın serbest çağrışımla
çözümlenmeye çalışıldığı bir yaklaşım uyguluyordu. Buna karşılık yeni
psikanalistler seans sıklıklarını azaltmışlar, serbest çağrışım tekniğinden
farklı teknikler geliştirmişler ve serbest çağrışım olmadan da bilinçaltına
ulaşılabileceğini savunmuşlardır. Freud sonrası gelişen ve DİNAMİK PSİKOTERAPİ
adı altında toplanan olgular, birbirlerinden bir takım özelliklerle ayrılan bir
ekoller bütününü oluşturur. Günümüzde psikologlar Freud temelli 280 kuramı
hastalarına uyguluyorlar. Aynı zamanda dinamik ve dinamik olmayan 400’ü aşkın
psikoterapi tekniği kullanılıyor. Bunların arasında; ortam terapisi, meşguliyet
terapisi, sanat terapileri, çeşitli grup terapileri, aile danışmanları, evlilik
danışmanları, çocuk terapileri, yeni doğan psikiyatrisi göze çarpmaktadır.
Bugün psikanaliz, doğuşundan bir asır geçtikten sonra hiç olmadığı kadar canlı.
Üstelik temel kuramları zamanla zenginleşse de özde aynı kaldı.
Günümüzdeki psikanaliz ekollerini dört başlık altında toplayabiliriz.
Dürtü-Savunma Ekolü, Obje İlişkileri Ekolü, Ben (ego) Psikolojisi, Benlik
Psikolojisi.
Tüm psikanaliz ekollerinin temelinde yedi ana varsayım vardır. Bunlar:
A. Psikolojik determinizm: Tüm insan davranışlarının bir anlamı vardır. İnsan
zihninin belli bir takım işleyişi, belli yasalar çerçevesinde diğer işleyişlere
bağlıdır. Sonuçlara bakarak sebeplere ulaşmak olasıdır.
B. Bilinçdışı süreçlerin varlığı: İnsan zihninin belli bir katmanındaki
bilgiler, izlenimler, ihtiyaçlar, bilinçli alan tarafından algılanamaz,
kullanılamaz.
C. Motivasyonun amaç yönelimli ve dinamik niteliği: İnsan zihni dürtüler
tarafından harekete geçirilir. Zihin amaca yönelik işler. Amaçsa, dürtüleri
doyuma kavuşturmak, acıdan kaçınmaktır.
D. Epigenetik gelişim: Her gelişim, birbirini takip eden dönemlerden oluşur ve
her dönemin bir kriz noktası vardır. Herhangi bir döneme ait kriz noktası
aşılamazsa, bir sonraki döneme ait kriz noktasının aşılması engellenir.
E. İnsan zihninin zamanın belli bir noktasında sahip olduğu işlevler: İnsan
zihninin üç öğesi vardır. İd, ego, süperego. İd, içgüdülerin, dürtülerin,
doyurulmayı bekleyen gereksinimlerin haznesidir. Süperego, töresel, ahlaki
içselleştirmelerin, yasaların, yasakların, değerlerin ve ideallerin katmanıdır.
Ego, bu iki katman arasında yer alan ve savunmaları ile birbirine zıt iki kuvvet
arasında denge kurmaya çalışan bir katman ve bünyedir.
F. Psişik aygıtın adaptif özelliği: İnsan sadece dürtüler, yasalar ve yasaklara
göre yaşamaz, aynı zamanda gerçeklik yönelimli planlamalar, stratejiler,
yargılar oluşturmak, ayakta kalmak için çevreye en adaptif yanıtları vermek
durumundadır.
G. İnsan varlığının psikososyal yanı: İnsan içinde yaşadığı toplumdan etkilenir
ve toplumu etkiler.
DÜRTÜ SAVUNMA EKOLÜ
Dürtü savunma ekolünde odak, dürtüler ve bunlara karşı koymaya çalışan
savunmaların yarattığı çatışma üzerinedir. Arzular, istekler, gereksinmeler, ki
daha çok vücut çıkışlı gerilim yükselmeleridir, doyurulmayı beklerken sosyal
gerçekler, yasaklar ve cezalandırmalarla karşılaşırlar. Bu çatışma sonucunda,
ortaya çıkan olgular, kaygı, suçluluk, utanç, ketlenme, semptom oluşumu ve
patolojik kişilik özellikleridir.
Zihnin yapısı, altben, ben ve üstben üçlemesinden oluşur. Psişik aygıtın enerji
kaynağı cinsellik ve saldırganlık ile ifade edilen ikili iç güdüdür. Gelişim,
birbirini izleyen psikoseksüel devrelerden oluşur. Oral, Anal, Fallik, Oedipal
ve Gizil devreler.
Analizde değişimi sağlayan etken, "aktarım"ın (transference) yorumlanmasının
olanak sağladığı çatışma çözümüdür. Analistin en önemli rolü aktarımın yorumunu
yapmaktır.
BENLİK (SELF) PSİKOLOJİSİ
Self ( kendi, kendilik, benlik) psikolojisi, insanın kendine verdiği değeri ve
bütünlüğünü koruyabilmesinde dış ilişkilerinin önemini vurgular. Bu kuramsal
yaklaşıma göre, tedaviye gelen kişi, kendini iyi hissedebilmek için diğer
insanlardan gelecek olumlu tepkilere aşırı bir ihtiyaç duyar.
Self psikolojisi Heinz Kohut’un ciddi narsistik bozukluklar gösteren hastaların
psikanalitik tedavisi sırasında edindiği izlenimler sonucu geliştirilmiştir. Bu
insanlar tedavi ortamına klasik nevrotik hastalardan farklı belirtiler
getirmekte ve tanımlamakta güçlük çektikleri bir çöküntüden ya da
ilişkilerindeki doyumsuzluktan yakınmaktaydılar. Kendilerine verdikleri değer,
çevrelerindeki insanların tepkilerinden kolayca etkilenebiliyordu. (Kohut'un
Pataloji Kategorileri)
Kohut, bu hastaların iki tür transferans geliştirdiğini gözlemledi. Ayna
transferansı ve idealize ederek transferans.
Ayna transferansında hasta sürekli terapistinin onayını ve beğenisini arar. Bu
arayış, çocuğun ilgi çekme gösterilerine karşılık annesinin gözlerinde pırıltı
aramasını andırır. Kohut’a göre anneden gelen onaylayıcı tepkiler normal bir
gelişim için büyük önem taşır ve çocuğun kendisine önem verebilmesini sağlar.
Anne onaylayıcı tepkiler vermediğinde, çocuk bütünlük duygusunu sürdürmede ve
kendine olan saygısını korumada güçlük çeker. Bütünlüğünü koruyamayan çocuk
umutsuzluk içinde kusursuz olmaya ve "performansı" ile ebeveynini etkilemeye
çalışır. Tedaviye gelen bir yetişkin de ayna transferansı geliştirdiğinde,
terapisti için performans göstererek ondan onay alabilme çabalarına girebilir.
İdealize ederek transferansta tedaviye gelen kişi, terapisti sınırsız gücüyle
rahatlatan ve iyileştiren bir varlık olarak yaşar. Ayna tepkisini zaten alamayan
çocuğun, anneyi idealize etme ihtiyacı da karşılanamamış olabilir. Böylesi bir
geçmiş yaşantı, idealize etme ihtiyacının tedavi ortamında terapiste
yöneltilmesine neden olur.
Bu iki transfer türü, çocukluğun ilk dönemlerindeki yetersiz ebeveyn sonucu
oluşan dağılma eğilimine karşı geliştirilmiş çabalardır. Bu ekole göre temel
anksiyete, “dağılma anksiyetesi”dir. İnsanın selfobje tepkilerinden yoksun
kalması sonucu dağılacağı ve psikolojik ölümüyle yüzleşeceği korkusunu tanımlar.
Self psikolojisine göre, uyuşturucu kullanımı, cinsel davranış sapmaları, yemek
yeme nöbetleri gibi bir çok belirti davranışı, dağılma eğiliminde olan benliğin
iç uyumunu ve bütünlüğünü koruma ve sürdürme amacıyla alınmış acil önlemlerin
anlatımıdır.
Self Psikolojisinde tedavinin asıl amacı benlik bütünlüğünü koruyabilmeye
yöneliktir.
Bugün benlik psikolojisi en kuvvetli Psikanalitik ekollerden biridir. Özellikle
A.B.D.de çok sayıda klinisyen Benlik Psikolojisini yakından izlemektedir. Son
yıllarda sayısı artan çok sayıda enstitüde Benlik Psikolojisine dayalı
psikanalitik eğitim verilmektedir. Avrupa’da da Benlik Psikolojisi Enstitü ve
topluluklarının hızla arttığı görülmektedir. Türkiye’de bir Benlik Psikolojisi
topluluğu kurma çalışmaları 1998’de başlamıştır. Bu konuda gelişmeler ümit
vericidir.
OBJE İLİŞKİLERİ KURAMI
Ego psikolojisine göre, içgüdüsel dürtüler birincil, obje ilişkileri ikincildir.
Obje ilişkileri kuramı ise dürtülerin bir ilişki içinde belirlendiğini ve bu
ikisinin birbirinden soyutlanamayacağı görüşünü savunur. Bu araştırıcıların tümü
Oedipus Kompleksi öncesindeki gelişimle ilgilenir ve çalışmalarını içleştirilmiş
obje ilişkilerine odaklaştırırlar.
Bu kurama göre, insanlar arası ilişkiler, ilişkilerin içleştirilmiş imgelerine
dönüştürülerek yaşanır. Çocuklar gelişimleri sırasında, ilişki içinde oldukları
kişileri içleştirmekten öte “ilişkilerin kendisini” iç dünyalarına mal ederek
yaşarlar. Emzirme süreci bebek için sıcak ve olumlu bir yaşantıdır. Böyle bir
süreçte bebek, kendisini, annesini ve emzirilme olayının yarattığı duyguları
olumlu bir yaşantı olarak algılar. Acıktığında anneyi yanında bulamaması ise
olumsuz bir yaşantıya neden olur. Engellenmiş olan kendisini ve ilgisiz annesini
olumsuz bir biçimde algılarken korku ve kızgınlık da yaşar. Bu karşıt
yaşantıları giderek, kendi imgesini (ben), objenin imgesini (anne) ve bu ikisi
arasında oluşan duyguları içeren ilişkilerin karşıt yönleri olarak
içselleştirir.
Olumlu nitelikler taşıyan obje imgesi, bebeğin, acıktığı zaman annesine duyduğu
ihtiyaçtan kaynaklanır ve doyum arayışı içinde olan bebeğin, annenin sanrısal
bir imgesini yaratmasıyla başlar. Annenin olumlu ve sevecen yönlerinin
içleştirilmiş imgelere dönüşmesi, bebeğin anneyi kaybetme korkularından
kaynaklanır.
Annenin olumsuz yönlerinin içleştirilmesi biraz daha karışıktır. Bir objeyle
kurulan bağ, hiç obje olmamasına yeğlenir ve bebek annenin olumsuz-kötü
yönlerini de içleştirerek bunun üzerinde denetim sağlamaya çalışır. Öte yandan
içleştirilen bir obje imgesi, dıştaki objenin gerçek niteliğini yansıtmıyor
olabilir. Klinik çalışmalarda da gözlemlendiği gibi, olumsuz bir objeyle kurulan
yoğun bağ, bu objeyle daha iyi bir bağ kurabilme isteğini de içerir. Bu
değerlendirme, neden bazı insanların özellikle kendilerine karşı reddedici bir
tutum gösteren kişilere yönelme eğiliminde olduklarını da açıklar.
Obje ilişkileri ekolü insanı çocukluktan taşınmış içsel bir dramanın terimleri
ile okumaya çalışır. Kişi, çocukluğunda oynamak zorunda kaldığı, içselleştirdiği
ve özdeşleştiği bu dramayı, yaşamının ileriki dönemlerinde de yansıtmaktadır.
Bunun sonucunda ya kendi piyesine oyuncular aramakta, ya da tam kendi piyesine
uygun rollere sahip kumpanyalara katılmaktadır.
BEN (EGO) PSİKOLOJİSİ KURAMI
Ego psikolojisinin çağdaş temsilcileri, Freud’un normal ve sağlıklı davranışları
doğrudan ve yeterince incelememiş olduğu kanısındadırlar. Bu araştırıcılar,
olağan insan davranışlarının tümünü, kızgınlık, cinsel istek gibi içgüdüsel
dürtüler ve bunların denetimindeki güçlüklerden kaynaklanan korkularla
açıklamanın yanıltıcı bir yaklaşım olduğu görüşündedirler. Onlara göre
davranışlar, iç güdüsel dürtülerden başka nedenleri (örneğin, bazı öğrenme
süreçleri) de içerirler. Dolayısıyla insan, içinde bulunduğu durumları, elinde
olmayan nedenlerle değil, kendi seçimleri sonucu yaşar. Bu seçimler yalnızca iç
güdülerin zorlamasıyla değil, görme, işitme gibi davranış araçlarının iç
güdülerden bağımsız olarak çevreyle ilişkide bulunması sonucu gelişir.
Bu ekol, adaptasyon kapasiteleri ve savunmalara özel önem verir. Kişiliğin
gelişimi ile beraber, adaptasyon kabiliyetinin, gerçeklik sınamasının ve
savunmaların geliştiği ve genişlediği iddia edilir.
Ego psikolojisinin temsilcileri bu görüşlerden hareket ederek, çalışmalarını
insanın kendine yön verebildiği ve çevresiyle baş edebildiği etkin davranışları
anlayabilme amacına yönelmişlerdir.
Ben psikologlarının patoloji üzerine düşüncelerinde "ben zayıflığı"nın büyük
yeri vardır. Ben zayıflığı kendisini, hazzı erteleyememe, dürtüyü kontrol
edememe, kaygıyı tolere edememe ve hayal kırıklıkları ile başa çıkamama ile
gösterir. Bu zayıflığa sebep ise, altbenin dürtüleri ile çevresel baskılar
arasındaki uzlaşmaz çatışmaların yarattığı gerilim ve doğuştan varolan yapısal
eksiklik ve kusurlardır. Analizdeki değiştirici etken, ilkel savunmaların
çözümlenmesi ve gelişmiş (gerçeklik yönelimli) savunmaların oluşumu sağlamaktır.
|
|
İlişkili Reklamlar |
|
|
|