|
ALO RANDEVU HATTI (0212) 570 32 23 Bakırköy / İncirli |
Psikanalizde Kişilik Kuramı
Freud'a göre insan kişiliğinin üç temel birimi
bulunmaktadır. İd, ego ve süperego. Diğer bir tanımla, altbenlik, benlik ve
üstbenlik
İd (Altbenlik)
İd, kişiliğin temel sistemidir. Ego ve süperego ondan ayrımlaşarak gelişir. İd,
kalıtsal olarak gelen, içgüdüleri içeren ve doğuştan var olan psikolojik
eğilimlerin tümüdür. Ruhsal enerji kaynağı olan id, diğer iki sistemin çalışması
için gerekli olan gücü de sağlar. Enerjisini bedensel süreçlerden alır. Freud,
İd'e "gerçek ruhsal varlık" demiştir; çünkü id, nesnel gerçeklerden bağımsız ve
öznel bir yaşantı dünyasıdır. İd, fazla enerji birikimine katlanamaz ve böyle
bir durum organizmada gerilim yaratır. Bu gerilimi gidermek için id, biriken
enerjiyi biran önce boşaltma eğilimi gösterir.
Freud, bu bağlamda bir haz ilkesinin egemenliğinden söz etmektedir.
Haz ilkesinin egemenliği altında işleyen İd, bütün isteklerinin anında yerine getirilmesini bekler. Düşünce bu kısımda etkili değildir. İdin kaynağı bilinç altı dürtülerdir. Birey çoğu kez bu dürtülerin etkisinin farkında değildir. İdin dış dünyayla bağlantısı yoktur; zaman ve yer kavramı tanımaz. Birbirine karşıt dürtü ve eğilimler burada yan yana bulunabilir.
Ego haz arar, acıdan kaçar. Zaman zaman da dış dünyayla ilişkilerini keser, uykuya dalar. İd ise tamamen bilinçsizdir. Doğrudan doğruya tanınamaz. Soydan ve kalıtımdan gelen her şey burada yer alır. İçgüdüler, içgüdüsel ve tutkusal dürtüler burada barınırlar. Varlığını koruma ve cinsel ihtiyaçların kaynağı cinsel iç güdü, saldırganlık içgüdüsü idde yer alırlar.
Öte yandan, çocukluk çağında ve sonraları da hayat boyunca bilinçaltına itilmiş unsurlar İd'de toplanırlar. Burada bulunan haz ilkesi acı bir tansiyonun yerini hoş bir hale bırakmasını sağlamaya çalışır. Yani id, acıdan kaçınma ve haz duyabilme amacını güder. Gerilimi boşaltmak için önce bunu ortadan kaldıracak nesnenin ya da kişinin imgesini oluşturur. Örneğin birincil süreç, aç bir insana herhangi bir besin maddesinin zihinsel görüntüsünü sağlar. Ancak bu tek başına gerilimi gidermeye yetmez. Aç insan, besin maddesinin zihinsel imgesiyle doymaz. Dolayısıyla yeni ya da ikincil psikolojik süreçler geliştirilir ve böylece kişilik yapısının ikinci sistemi olan ego belirlenir.
Ego (Ben)
Ego, İd'i denetim altında tutmaya çalışan kişilik birimidir.Freud, 'gerçek dış
dünyanın etkisi altında altbenliğin (İdin) bir parçasının özel bir gelişme'
gösterdiğini, 'dış uyaranları algılayan ve aşırı uyaranlara karşı ruhsal yapıyı
koruyan bir dış tabakadan', giderek özel bir yapı geliştiğini ve bu yapının 'altbenlik
ile dış dünya arasında bir arabulucu' görevini yüklendiğini ileri sürdü ve
gelişen bu yapıya benlik (ego) adını verdi.
Ego, organizmanın gerçek nesnel dünyayla alışverişe geçme ihtiyacından varlık bulur. Açlığın giderilmesi için aç insanın yiyeceği arayıp, bulup yemesi gerekir. Bunun için dış dünyada var olan yiyeceğin gerçek algısıyla yiyeceğin zihinsel imgesini birbirinden ayırmayı öğrenmek zorundadır. Dolayısıyla belleğindeki imgeye uygun bir yiyeceğin görüntüsünü ya da kokusunu duyu organlarıyla araştıracaktır.
Ego, gerçeklik ilkesi'nin egemenliğindedir. Gerçeklik ilkesinin amacı, ihtiyacın giderilmesi için uygun bir nesne bulununcaya kadar gerilimin boşalımını ertelemektir. Gerçeklik ilkesi, haz ilkesini geçici olarak engeller, ancak sonradan ihtiyaç nesnesi bulunduğunda haz ilkesi tekrar ön plana çıkar ve gerilim giderilir.
Benlik (ego) ruhsal yapının düzenleyici, denge ve uyum sağlayıcı (homeostatik)
parçasıdır. Bu düzenleme ve uyum sağlama görevi şu yetiler aracılığıyla
gerçekleştirilir.
1. Dürtüsel gereksinmelerin içerden algılanması;
2. Dış dünyadaki koşulların ve durumların algılanması;
3. Bütünleme ve birleştirme yetisi ile dürtülerin birbirleriyle, üstbenliğin
istekleriyle düzenlenmesi ve çevresel koşullara uyabilecek bir niteliğe
uydurulabilmesi;
4. Yürütme yetisi ile istemli davranışın eyleme geçirilmesi.
Egonun bilinçli ve bilinç dışı olmak üzere iki yönü vardır. Bilinç yönü ruhsal yapının yürütme organı, karar verme ve alınan kararları bütünleştirme işlevini üstlenirken, bilinçdışı ise savunma mekanizmalarını içerir. Savunma mekanizmaları, idden kaynaklanan içgüdüsel dürtülere (spesifik olarak cinsel ve saldırgan nitelikte olanlara) karşıt gücü oluştururlar.
Ego, çevresindeki nesnelerin hangileriyle ilişki kuracağını seçer ve hangi güçlerin ne biçimde doyum bulması gerektiğine karar verir. Bu çok önemli yürütme işlevini yerine getirirken ego, aynı zamanda id'in, süperegonun ve dış dünyanın birbiriyle çatışma durumunda olan istekleri arasında bir uzlaşma sağlamakla da yükümlüdür.
Ego, bir ihtiyacın giderilmesi için plan tasarlar, sonra bu planın geçerli olup olmadığını araştırıcı eylemlerde bulunur. Aç bir insan önce yiyeceği nerede bulabileceğini araştırır, sonra oraya doğru yola çıkar. Buna gerçeklik sınaması denir.
Egonun önemli işlerinden biri de hareket yollarını kontrol etmektir. İd ile
ilişkilerinde, Egoyu atın taşkın gücünü dizginlemeye çalışan bir süvariye
benzetebiliriz.
Halis Özgü'nün (1976) tanımıyla ego, üçlü bir baskıyla karşı karşıya bulunan,
bunun sonucu olarak da üçlü bir tehlike içinde yaşayan zavallı bir yaratıktır.
Egonun karşılaştığı bu tehlikeler, dış dünyadan, idden ve süperegodan
gelmektedir. Bu yüzden ben, üç ayrı değişik sıkıntı ile karşı karşıyadır.
Egonun bir görevi de organizmayı acıdan korumak ve doyum sağlamaya çalışmaktır.
Çocukluğun ilk dönemlerinde organizma daha çok acıdan kaçma haz ilkesinin etkisi
altındadır, oysa ki zamanla gelişen benlik, neyi, ne zaman ,nerede
doyurabileceğine karar verme, dürtüleri ve gereksinmeleri bekletebilme,
erteleyebilme gücünü kazanır. Görülüyor ki ilk çocukluk çağında daha çok
altbenlik egemendir. Bekletebilme, erteleyebilme, dürtülere başka türlü doyum
yolları bulma, onları değiştirme, bastırabilme, uygun yer ve zamanda onların
doyumunu sağlayan eyleme girişme ancak gelişmiş benlik aracılığıyla olur. Başka
bir deyimle benlik, dürtüler üzerinde göreceli bir egemenlik kurmayı öğrenir.
Benliğin (egonun) dürtüleri bekletebilme, erteleyebilme gücüne engellenmeye
dayanma gücü denir.
Böylece anlaşılıyor ki altbenlikte egemen olan doyum ve haz ilkesine karşılık
benlikte egemen olan gerçeklik ilkesidir. Gerçeklik ilkesinin uygulanabilmesi,
yukarıda tanımladığımız gibi iç ve dış uyaranların, iç ve dış gereksinimlerin ve
koşulların algılanması ve değerlendirilmesi ile olur. Gerçeği değerlendirme
yetisi bireyin ruhsal dünyası içinde olup ve dışında olup bitenlerin ayırt
edilebilmesidir. Neyin düşünce, neyin eylem ve olay, neyin imge (hayal), neyin
gerçek olduğunun bilinmesidir. Bu bir benlik işlevidir. Benliğin bu işlevi, özel
durumlarda bozulabilir ya da gelip geçici olarak aksayabilir. Örneğin korkulu
bir düşten uyandığımızda, henüz bilincimiz tam uyanıklık durumuna geçmeden önce,
belki birkaç saniyelik süre içinde, gördüğümüzün düş mü yoksa gerçek mi olduğunu
ayırt edemeyebiliriz. Az sonra bunun bir düş olduğunu, yani kendi ruhsal
dünyamızda, zihnimizde yaşanmış bir olay olduğunu; gerçekte olmadığını fark
ederiz. İşte benliğin bu işlevi de, engellenmeye dayanma gücü gibi, benlik
gücünü yansıtan önemli bir özelliktir. Genellikle gerçeği değerlendirme
yetisinin süreğen zayıflaması, benliğin zayıflaması ile birlikte gider.
Süperego (Benlik)
Kişiliğin üçüncü ve en son gelişen sistemi süperego'dur. Bu sistem çocuğa
ana-babası tarafından aktarılan ve ödül ve ceza uygulamalarıyla pekiştirilen
geleneksel değerlerin temsilcisidir; kişiliğin ahlaki yönüdür. Gerçekten çok,
olması gerekeni temsil eder, hazdan çok kusursuzluğa ulaşmak ister. Süperegoyu
ilgilendiren husus bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna karar verip, toplum
tarafından onaylanmış değer yargılarına göre davranmaktır.
Süperegonun başlıca işlevleri:
1. İd'den gelen iç güdüsel dürtüleri bastırmak ve ketlemek ki bunlar, özellikle
toplumun hoş karşılamadığı nitelikteki cinsel ve saldırgan dürtülerdir.
2. Egoyu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yönelmeye ikna etmek,
3. Kusursuz olmaya çalışmaktır.
Süperego, id ve egoya karşı çıkarak kendi istediği düzene yöneltme
eğilimindedir. Ego, içgüdüsel isteklerin doyum bulmasını erteler, süperego ise
bu istekleri tümden engellemeye çalışır. İd, ego, süperego farklı ilkelerle
çalışan psikolojik süreçlere verilmiş adlardır. Olağan koşullar içinde bu
ilkeler birbirine karşıt çalışmaz, egonun yönetici önderliği altında bir ekip
olarak birlikte hareket ederler. Böylece kişilik üç ayrı parça olarak değil, bir
bütün olarak işler. Bir diğer anlamda, id kişiliğin biyolojik bölümünü, ego
psikolojik ve süperego toplumsal bölümlerini oluştururlar.
Bir toplumun "vicdanı", o toplumun bireylerinin süperegosunda yer alır ve
süperego bireyin davranışlarını sürekli süzgeçten geçirerek bireye, "bu yaptığın
doğru, aferin!" ya da "bu yaptığın yanlış, utan kendinden!" mesajlarını verir.
Ego ise hem idi memnun etmeye çalışır, hem de süperego tarafından azarlanmaktan
kurtulmak ister.
İd, ego ya da süperegodan birinin diğerlerinden daha kuvvetli ya da zayıf olduğu
zaman farklı kişilik türleri ortaya çıkar. Örneğin, süperegosu son derece
gelişmiş olan ve diğer temel kişilik birimlerine baskın olan kişi, büyük
olasılıkla utangaç, özellikle cinsel arzularını ve kızgınlık duygularını,
onların ifadesinin uygun olduğu ortamlarda dahi ender ifade eden bir kimse olur.
Diğer yandan İd'i baskın olan bireyse kendini bencil istek ve arzularının hemen
o anda tatmin edilmesinin dışında başka hiçbir şeyi göz önüne almaz, yaşamda
sürekli toplumla sürtüşme içinde olur, başkalarının haklarına, düşünce ve
duygularına saygısız, kendine ve topluma zararlı biri olur.
kaynak Site: http://freud.hypermart.net
|
|