![]() |
![]() |
Eğitimde Tarihi Geçmiş Reformlar
Eğitim ve öğretimi daha iyi hale getirmek için
bir çok çalışma yapıldı. Ancak eğitimi çağa uygun hale getirecek, bireylerin,
toplumun ve ülkenin ihtiyaçlarını karşılayabilecek hale getirebilecek nitelikte
büyük dönüşüm hala gerçekleşmedi. Bir çok önemli alanda değişen bir şey olmadığı
halde değişiklik yapılmış gibi bir yanılgı içinde olma ve umursamazlık söz
konusudur. Eğitimde demokratikleşme, öğrenci merkezli eğitim, özel okulların
yaygınlaşması, katılım gibi eğitim sisteminin önemli sorun alanlarında önemli
bir mesafe alınmadığı halde bir şeyler yapılmış gibi bir davranıp bir şeyler
yapmama söz konusudur. Örneğin, bu karmaşa içinde eğitim Türkiye'de ihtiyaç
duyanlar için ne ücretsiz olarak sunulabiliyor ne de ücretli olarak yaygın bir
şekilde sunulabiliyor. Eğitimde küçük ve ürkek adımları atmak bir tarafa köklü
ve büyük stratejileri devreye sokmak gerekir.
Bu yüzden önümüzdeki yıllarda eğitimde münferit çalışmalar bir tarafa büyük
dönüşümü gerçekleştirecek adımların atılması gerekir. Bunu yapacak olan
siyasilerin ve eğitim kadrolarının tarihe geçeceklerini söylemek abartı olmaz.
Sistem üzerinde bütün olarak durulmalıdır
Türk eğitim sisteminin temel sorunları sistemin bütün olarak işleyişine
bağlıdır. Sistem ile bütün olarak ilgilenmedikçe münferit alanlarda yapılacak
iyileştirme çalışmalarından istenen sonuçları almak beklenmemelidir. Bu anlamda
sorunlu bir okulun iyileştirilmesi, aksayan bir yönün işler hale getirilmesi
sistemi bütün olarak ele almadan yeterli olmayacaktır. Nasıl ki sistemine köklü
olarak el atmayan her hangi bir takımın iyi oyuncular, iyi antrenörler alarak
başarılı olması mümkün olmuyorsa aynı şekilde Türk eğitim sistemi perakende
çözümlerle, geçici iyileştirmelerle bir yere varamaz.
Bu nedenle sık sık ölümlerin olduğu bir akvaryumda hep hasta balıkları değil
aynı zamanda kirli olan suyu değiştirmenin de gerekliliği gibi eğitim
sistemimizi çağın ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve verimli bir sistem haline
getirebilmek için eğitime ayrılan kaynakların miktarını arttırmak, öğretmen
sayısını yükseltmek, yeni okullar açmak, kontenjanları yükseltmek ve benzeri
çözümlerle yetinmemek gerekir.
Bu arada sistemlerde münferit sorunlar da yaşanabilir. Bu türden sorunlar ele
alınırken sistem bütünlüğü içinde hareket edilmeli ancak her bir münferit
sorunun ele alınmasında sistem kökten değiştirilmeye çalışılmamalıdır.
Dolayısıyla Türk eğitim sisteminde de belirli sorunların çözülmesi için sistemin
bütününü ilgilendiren köklü ele atmalar yerine sorunun kendisi ile
ilgilenilmelidir. Sistemin aksayan yönleri de bu anlayışla ele alınmalıdır.
Alışılmış bakış açıları ve çözüm önerileri terk edilmelidir
Eğitim sistemindeki dönüşümü akla gelen yollarla veya bakış açıları ile değil
yeni bin yılın gerçeklerini göz önünde bulundurarak yapmamız gerekir. Bir
yazarın söylediği gibi dünkü çözümlere başvurursak dünkü sorunları yaşamaya
devam ederiz. Atacağımız adımlar dünya düzenindeki, teknolojideki, ekonomideki
yeni gerçeklerle uyuşmalıdır.
Eğitimciler, eğitim yetkilileri ve uygulayıcıları arasında temel felsefeyi
geçiştirici, oldu bitti havasında bir anlayış ve tavrın hakim olduğunu
görüyoruz. Örneğin bir yandan demokrasinin gelişmesine katkı sağlamak için
eğitim kurumlarında çaba sarf edilmeye çalışılırken demokrasinin önemli bir
unsuru olan özerkleşmeye katı bir direnç gösteriliyor. Öğrenci merkezli bir
eğitime geçildiği ileri sürülürken eğitimin işleyişinde yetki ve sorumluluk
merkezin dışında yerel birimlere bırakılmamakta. Gerçekten de öğrenci merkezli
bir eğitim istiyorsak, demokratik değerlere sahip bireylerin yetişmesini
istiyorsak bunların temel felsefesini iyi kavramalıyız ve gereğini yapmalıyız.
Fakatlı cümlelerle başlayan anti tezleri bir tarafa bırakıp cesaretli adımları
atmak durumundayız. Belli modelleri veya yöntemleri uygulanmakta olan belli
modellerin ve uygulamaların anti tezi veya diğer ucu olarak görmemek gerekir.
Örneğin yerelliği ulusallığın, ulusallığı yerelliğin veya bireyselliğin anti
tezi olarak görmemek bilakis bu unsurları bir birini zenginleştiren ve
tamamlayan dinamik yollar olarak görmek gerekir. Türkiye maalesef bu türden bir
düşünme alışkanlığı ile batı ülkelerinde olduğu gibi bir sosyal refahı, dinamik
ekonomiyi bir türlü yakalayamadı.
Eğitimde dönüşümü gerçekleştirmek, dinamik bir gelişmeyi yakalamak için tezli,
anti tezli düşünce kalıbının dışına çıkmak ve bunun için etkililiği ve
verimliliği temel alarak gereken neyse onu yapmak zorundayız. Türkiye, yeni bin
yılda adından söz edilen başarılı bir ülke olarak yer alamazsa bunun
sorumluluğunu eğitimciler de taşıyacaktır.
Okulöncesi dönemden başlamak üzere yükseköğretime kadar bütün kademelerde
okullaşma oranları düşüktür. Dolayısıyla okul çağında olduğu halde okul dışında
kalan nüfusun oranı da yüksektir. Eğitim sisteminin yetersizliği sonucu mevcut
işgücünün eğitim düzeyi de oldukça yetersizdir. Toplam işgücünün ortalama okul
yılı yaklaşık 5 yıl dolayında seyretmektedir. Hızla artan genç nüfusa dayalı
olarak okullar fiziksel açıdan yeterli olamamakta ve özellikle kent okullarında
kalabalık sınıflar sorunu yaşanmaktadır. Eğitim için ayrılan kaynaklar belli
oranlarda artış gösterse de yeterli gelmemektedir. Eğitimde niteliğin en önemli
göstergelerinden biri olan okullarda başarı durumu da düşüktür. Özellikle
ortaöğretim düzeyinde çok sayıda öğrenci kurullar yoluyla bir üst sınıfa devam
edebilmektedir.
Bu sorunların çözülmesi için yoğun çabalar harcanmasına rağmen istenilen
sonuçlar elde edilememiştir. Örneğin, eğitim için yapılan harcamalarda belli
oranda yükselme olmasına rağmen, eğitimde finansal krizler yaşanmaya devam
etmiştir. Öğretmenlerin ve eğitim programlarının niteliğini geliştirmeye yönelik
çabalar olmasına rağmen okullardaki eğitim ve öğretimin niteliksizliğinin devam
ettiği ve öğrenci başarısının hâlâ düşük olduğu gözlenmektedir. Okullara devam
eden öğrenci sayısında bir artış olmuştur ancak okullaşma oranı hâlâ Batı
ülkelerine oranla düşüktür. Yeni okullar açılmaktadır ancak halen kalabalık
sınıflar olgusu yaşanmaktadır. Bu çelişkiler mevcut sorunların çözümü için yeni
yollara yönelmeyi gerektiriyor. Sisteme köklü bir şekilde el atmadan
başvurulacak yolların kalıcı çözümler getirmesi beklenemez.
Türkiye'de eğitim sisteminin geliştirilmesi için genellikle kaynakların azlığına
dikkat çekilmiş ve kaynakların arttırılması gerektiği vurgulana gelmiştir.
Kaynakların arttırılması önemli olmakla birlikte, eğitimde günümüz şartlarında
yaşanan açmazları aşmada orta vadeli bir çözüm olmaktan öteye gidemez. Çünkü
eğitimi yetersiz kılan, önünü tıkayan ve çağla uyumsuz kılan, kaynakların
azlığından çok, her açıdan bir merkezden yönlendirildiği ve finanse edildiği
idari yapısıdır.
Nitekim eğitim sistemine rahatlatıcı miktarda hiç kaynak ayrılmadığını zaten
söylemek zordur. Sorun kaynağın ayrılması değildir, sorun yönetsel ve finansal
işleyişi etkili olmayan sistemin her zaman kaynağa muhtaç hale düşmesidir. 2002
yılının Temmuz ayında Dünya Bankasından Temel Eğitim Projesi kapsamında okullar
için tesis, bilgisayar laboratuarları yapımında ve hizmet içi eğitim
çalışmalarında kullanılması kaydıyla 300 milyon dolarlık yeni bir kredi
sağlandı. Paranın miktarının bu denli çok oluşu ister istemez okullarda kendini
hissettirecektir. Ancak şu da ayrı bir gerçektir. Sistemin devamlılığını
sürdürebilmesi için kaynak üretme yapısı değiştirilmez ise bir müddet zaman
geçtikten sonra yine ek kaynağa veya krediye ihtiyaç duyulur hale gelinebilir.
Bu yüzden eğitime ayrılan bütçenin miktarının arttırılması uzun vadeli bir çözüm
değildir. Uzun vadeli çözüm, eğitim bütçesini oluşturan parasal kaynağın
toplanmasında ve dağıtılmasında yapısal değişikliklere gitmektir.
Hükümetlerin (Partilerin) eğitim politikaları olmalıdır
Öteden beri değişen her hükümetin eğitimde kendi anlayışlarını hakim kılmaya
çalıştıkları dile getirilmektedir. Her yeni hükümetin veya Partinin farklı bir
eğitim anlayışına sahip olduğu ve bu yüzden eğitim sisteminin istikrarlı bir
şekilde yerine oturamadığı iddia edilir. Bu çerçevede eğitim sisteminin deneme
tahtası haline getirildiği ileri sürülür. Oysa eğitim sisteminde köklü ve önemli
değişikliklerin yapıldığını söylemek zordur. Aynı şekilde önemli denemeler de
yapılmamıştır. Çok önemli değişmeler ve denemeler yapılamamıştır. Her bir
hükümetin eğitimde izlediği çizgi bir birine o kadar benzemiştir ki daha çok
değişen eğitim anlayışları değil değişmeyen eğitim anlayışları dikkat çekmiştir.
Değişiklikler yapısal nitelikte olmayıp kadrolar düzeyinde gerçekleşmiştir.
Hatta son yıllarda kadrolar da büyük ölçüde değişmezlerden oluşmuştur. Bu
şekilde eğitim sisteminde yaşanan sorunlara neden olan bir etken olarak her
hangi bir hükümeti bulmak zorlaşmaktadır. Bu da eğitimde bir atalet havası
yaratmakta ve bu şekilde uyum, denge ve diplomasi gibi beceriler ön plana
çıkmaktadır. Bu nedenle eğitim sistemini yönlendirmede çok önemli rolü olan
hükümetler eğitim konusunda özgün değişiklikler yapma konusunda daha cesaretli
olmalıdırlar.
Her şeye rağmen karamsar olmamak gerekir
Türkiye'deki ekonomi, siyaset, kültür özellikle Amerika ve Avrupa odaklı
etkilenmelerle ve yönlendirmelerle karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla
Türkiye'nin her hangi bir alanındaki geri kalmışlıkla önce uluslar arası
dinamikler ilgilenecektir. Bu bizim sevilmemizle veya tercih edilmemizle ilgili
değil, uluslararası düzenin bir gerçeğidir.
O zaman eğitim için de şu öngörüde bulunabiliriz. Eğitim ve öğretim de aklın
yolu neyse o doğrultuda şekillenecek ve yapılanacak. Aklın yoluna girmeyi
engelleyici nitelikte olan kendi yarattığımız "fakatlar" hegomanyası, üyesi
olacağımız uygarlığın kaçınılmaz etkisiyle ve hatta baskısıyla önemli bir anlam
taşımayacak ve dayanamayacak. Bu durumda artık eğitim ve öğretim için "şu
şekilde, bu şekilde olmalı" gibi temennilere de gerek kalmayacak. Olması
gerekenler, etkili ise verimli ise kendiliğinden olacak. Herhangi bir
stratejinin, uygulamanın veya yaklaşımın etkililiği, verimliliği ve işlevselliği
belliyse yine de onaylanmak zorunda kalması söz konusu olmayacak. Bilmek,
yapabilmek, anlamak her şeyin üstünde olacak. Her halükarda eninde sonunda
eğitimdeki merkeziyetçi anlayış değişecek ve eğitim-öğretim devletin dışında
özel sektör tarafından da yaygın bir şekilde sunulacaktır
|
|