![]() |
Davranışçı Psikoterapi
Behaviorizm (Davranışçılık) : Birinci Dünya Savaşı sıralarında behaviorist denilen bir grup Amerikan psikoloğu, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmışlardır. Bilincin iç gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile bakmışlardır. Bilinç hallerinin değil, ama davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi gereklidir. Psikolojinin bilim haline gelebilmesi için gözlenebilir, ölçülebilir fenomenlerin doğa bilimlerinde kullanılan objektif ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerekir. Gerek yapısalcıların, gerekse işlevselcilerin kullandıkları iç gözlem yönteminin kullanılması bilime aykırıdır. Davranışçıların önde gelen temsilcileri Watson, Pavlov ve Dashil'dir. Bunlar bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları incelemişlerdir. Davranışçılara uyaran (stimulus)-tepki (response) psikologları da denir. Davranışçılara göre objektif tekniklerle gözlenebilen sadece çevresel uyarıcılara, insanların bu uyaranlara karşılık gösterdikleri tepkilerdir. Davranışçılar, gözlem ve deney yöntemini kullanırlar. Davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapmışlardır. Örneğin Pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.
Davranışçı yaklaşım, Rusya'da
İvan Pavlov'un ABD'de Edward Thorndike'ın çalışmaları ile başlamıştır. Pavlov
klasik şartlanmayı ortaya koymuştur. Thorndike ise etki kanunu ve egzersiz
kanunu gibi bir takım kanun ve kuralları belirlemiştir. Watson, Guthrie, Hull,
Skinner diğer önemli davranışçılar olarak belirtilebilir.
Davranışçı kuramlar, öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında bir bağ kurularak
geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranış değiştirmenin gerçekleştiğini kabul
eder. Ivan Pavlov, laboratuarda köpeğin salgı sistemi üzerine çalışmakta iken,
köpeğin sadece yiyecek getirildiğinde değil, yiyeceği kendisine getiren kişiyi
gördüğünde de salya akıttığını fark etmesi üzerine geliştirdiği Klasik
Koşullanma, Davranışçı Akımın en çok bilinen öğrenme kuramıdır.
Öğrenmeyi Pavlov gibi koşullanmış tepki olarak açıklayan Guthrie, öğrenmedeki
tüm zihinsel öğeleri reddetmektedir. Ona göre öğrenme, uyaran ve tepki
arasındaki ilişkin ibarettir. Bu uyarana eşlik eden eylem (tepki), söz konusu
uyaranın her görülüşünde tekrar ortaya çıkar. Diğer bir deyişle, belli bir
durumda bir davranışta bulunan birey, benzer durumla karşılaştığında hep aynı
davranışı gösterir. Guthrie'ye göre öğrenmenin oluşabilmesi için ödül veya
pekiştirmeye de gerek yoktur. Ona göre öğrenme, tepkinin uyarana karşı ilk
gösterilişinde gerçekleşmektedir.
Davranışçı akımın diğer ünlü çalışması Thondrike tarafından yapılmıştır.
Thondrike, öğrenmeyi bir problem çözme olarak görmüş ve problemle
karşılaşıldığında yapılan çeşitli deneme-yanılma davranışlarıyla çözüm
üretildiğini savunmuştur. Ona göre insanların ve insana yakın hayvanların
öğrenme biçimi deneme-yanılma yoluyla gerçekleşen bir öğrenmedir.
Thorndike'ın yaptığı deneyde, kafese yerleştirilen kedi dışarıdaki balığa
ulaşmak (veya dışarı çıkmak) için yaptığı sağa-sola koşma ve sıçramalar
esnasında tesadüfen kapı mandalına bağlı ipi çekmesi sonucu kapı açılmış ve
dışarı çıkmayı başarmıştır. Bu deney tekrarlandıkça kedinin kafesten çıkmak için
yaptığı deneme-yanılma davranışları azalmış ve kedi mandalın bağlı olduğu ipi
daha kısa sürede çekerek dışarı çıkmayı öğrenmiştir. Thorndike, bu çalışmadan
deneme-yanılma esnasında yapılan davranışların kalıcı olduğu (öğrenildiği),
diğerlerinin ise terk edildiği sonucuna ulaşmaktadır.
1. Ivan P. PAVLOV ve Klasik Koşullanma:
Yiyeceklerin sindirilmesinde salyanın rolünü inceleyen Rus Fizyoloğu Pavlov,
deneylerini daha çok köpekler üzerinde yapmıştır. Pavlov köpeklerin yalnız
yiyecek verildiği zaman değil, boş yemek tabağını gördüklerinde hatta yemeği
getiren kişinin ayak seslerini duyduklarında da salya çıkardıklarını görmüştür.
Böylece doğal tepkilerin koşullandırılabileceğini ve zamanla tarafsız
uyaranlarla oluşturulabileceğini keşfetmiştir.
Pavlov, bu amaçla yaptığı deneylerde, köpeğe yiyecek vermişken, yiyecekle
birlikte ya da yiyecekten biraz sonra zil çaldığında ve bu durum birçok kez
tekrarlandığında bir süre sonra yiyecek verilmediği halde bile köpeğin salya
salgıladığını saptamıştır. Yani zil sesinin yiyeceğin yerini aldığını görmüştür.
Bu durum köpeğin zil sesinden sonra yiyecek geleceğini öğrenmiş olduğunu ortaya
koymaktadır.
Başka bir değişle, köpek zil sesine koşullanmıştır. Zil başlangıçta tarafsız
uyarıcı iken, koşullanmadan sonra koşullu uyarıcı durumuna gelmiştir. Yiyeceğe
karşılık salya akmasına doğal tepki, zil sesine karşı oluşmasına da koşullu
tepki denmektedir. Buna aslının yerini alma ilkesi denir. Burada, tarafsız
uyarıcı doğal bir uyarıcı ile birlikte çok sık tekrarlandığı için onun yerini
alabilecek bir duruma gelmiştir. Tarafsız uyarıcı doğal uyarıcı ile birlikte ne
kadar sık tekrarlanırsa o kadar güçlenir ve pekiştirilir.
Köpeğin bu şekilde koşullanmasını üç aşamalı olarak şöyle gösterebiliriz.
1) Koşullandırmadan önce. Yiyecek (DU) ® Salya (DT)
2) Koşullandırma sırasında Zil sesi (KU) Salya Yiyecek (DU)
3) Koşullanmadan sonra Zil sesi (KU) ® Salya (KT)
Baymur'a göre, birçok öğrenme, koşullandırılmış refleksler zincirinden
oluşmaktadır. Örneğin biberonla beslenen bir çocuğa ağladığı zaman biberon
verildiğinde susar. Bu, doğal bir tepkidir. Bir süre sonra, süt şişesini görünce
susar ve bekler. Buna birinci dereceli koşullanma denir. Daha sonra ise, yalnız
annesinin sesini duyunca susar. Buna da ikinci dereceli koşullanma denir.
Böylece iyi öğrenilmiş, koşullu tepkiler daha ileri koşullu tepkiler için doğal,
koşulsuz uyarıcı rolünü oynar ve koşullanmalar zincirleme olarak devam eder;
doğal tepkilerde çevre koşullarına göre değişmeler olur Koşullanmış refleksler
zinciri şematik olarak şöyle gösterilebilir.
Biberon dudağa değince U ® T Susar (DT)
Süt şişesini görünce U ® T Susar (BDK)
Annesinin sesini duyunca U ® T Susar (İDK)
Kısaca, Klasik koşullanma kuramına göre öğrenme süreci etki (uyarıcı) ve refleks
tepkiler arasında çağrışımlar kurmaya dayanır. Buna göre, öğrenmeden önceki
durum denetim altına alındığı takdirde öğrenme gerçekleşir ve istenilen
davranışlar kazandırılabilir.
2. WATSON
Watson'a göre, doğa bilimlerinde olduğu gibi psikolojide de yalnız somut ve
gözlenebilir davranışlar ölçülebilir. Zihin ya da bilinç nesnel bir konu
değildir ve bu nedenle bilimsel yöntemlerle incelenemez. Dolayısı ile
psikolojinin uğraşı alanı herkes tarafından görülebilen davranışlar olmalıdır.
Ona göre, konuşma boğaz kaslarının hareketleri, düşünme sessiz konuşma,
duygulanma ise organlardaki kas eylemleridir. Watson insanların içgüdülerle,
zihinsel yetenek ve eğilimlerle dünyaya gelmediklerini, dolayısı ile de,
davranışların gerisinde bu tür özelliklerinin bulunmadığını ileri sürer. Ona
göre, davranışlar koşullanma yolu ile öğrenilir.
Tüm çalışmalarını davranışlar üzerinde odaklaştıran Watson, davranışların
başlangıç noktası olarak refleksleri kabul eder. İnsanların uyaran tepki
bağlarıyla doğduğuna inanır ve bunlara refleks adını verir. Refleksler
nörofizyolojik yapının bir işlevi olarak insanın davranış kapasitesini
oluştururlar. Koşullanan refleksler yeni davranış biçimleri olarak kazanılırlar
ve davranış repertuarını zenginleştirirler.
Bu durum, yani öğrenme klasik koşullanma kurallarına göre oluşur. Ancak,
Watson'a göre koşullanma süreci, yalnız çeşitli uyarıcılara tepkilerde (koşullu
tepki) bulunmayı öğrenme şeklinde değil, aynı zamanda davranış repertuarında
bulunmayan yeni tepkiler vermeyi ve daha karmaşık davranışlarda bulunmayı
öğrenme olanağı sağlar. Watson'a göre karmaşık ve becerili bir davranışta
uyarıcı ile tepki arasında oluşan bağların ardışıklığını sağlayan üç temel
vardır:
(a) Bağ ilkesi:
Bu ilkeye göre karmaşık ya da becerili davranışı oluşturan koşullu uyaranla
tepki arasında bir bağın oluşması ve bunun zincirleme olarak sürmesidir. Bundan
dolayı koşullanmış bir dizi uyarıcı-tepki bağları zinciri oluşmuş olur.
(b) Sıklık ilkesi:
Belirli bir uyarıcıya karşı daha sık gösterilen bir tepkinin, aynı uyarıcı ile
karşılaşıldığında gösterilme olasılığının daha fazla olmasıdır.
(c) Yenilik ilkesi:
Belirli bir uyarıcıya karşı yapılan en son davranışın, uyarıcı tekrar edildiği
zaman, ortaya çıkma olasılığının daha yüksek olmasıdır.
Watson'a göre, her tür öğrenmeyi bu ilkelerle açıklamak olanaklıdır. Ancak
Watson'un becerileri koşullu reflekslerin ürünü olarak görmesi kurumsal
düşüncelerine yöneltilen temel eleştirilerden birini oluşturmaktadır. Watson,
duygusal tepkilerin öğrenilmesi ile de öğrenilmiştir. Ona göre korku, öfke ve
sevgi olmak üzere doğuştan gelen üç temel duygusal tepki kalıbı vardır. Akılcı
olmayan korkular koşullanma ile ortaya çıkar.
3. THORNDIKE
Thorndike'ın öğrenme kuramına bağ kuram denildiği gibi, sınama-yanılma yoluyla
öğrenme de denmektedir. Thorndike'a göre en yaygın öğrenme biçimi sınama-yanılma
yoluyla öğrenmedir. Belli bir amaca ulaşma çabası içinde olan organizma, amaca
ulaşmak için bir takım tepkilerde bulunur. Bu tepkilerden biri raslantısal
olarak organizmanın amaca ulaşmasını sağlar. Bundan sonra, amaca götürmeyen
tepkiler terkedilirken, amaca ulaştıranların tekrarlanma olasılığı artar. En
sonunda yalnız problemin çözümüne götüren tepki ya da tepkiler yapılarak öğrenme
sağlanmış olur.
Thorndike bu amaçla, kedi , köpek ve maymunlarla deneyler yapmıştır. Kedilerle
ilgili deneylerinde aç bir kediyi kafese yerleştirmiş ve dışarıya bir parça
yiyecek koymuştur. Kafesin kapısı bir mandala basılınca açılacak şekilde
düzenlenmiştir. Kafes içinde kedinin bir takım hareketler yaptığı gözlenmiştir.
Hareketlerden biri kafesin kapısının açılmasını sağlamış ve kedi dışarı
çıkmıştır.
Hala aç olan hayvan kafese tekrar konmuş birkaç deneme ve yanılmadan ya da
deneme ve başarı girişimlerinden sonra kapı açılmıştır. Sonraki denemelerde
başarılı hareketler yerleşmiş, başarısız olanlar terk edilmiştir. En sonunda
kedi kafese konduktan kısa bir süre sonra dışarı çıkmayı başarmıştır. Kısaca,
ilk denemelerde hayvanın sorunu çözme zamanı oldukça uzundur; fakat denemeler
ilerledikçe bu süre azalmaktadır. Ancak azalma düzenli olmamakta, öğrenme yavaş
yavaş oluşmaktadır.
Thorndike başlangıçta sınama-yanılma yoluyla öğrenme adını verdiği kuramını
sonraları seçme ve birleştirme yoluyla öğrenme olarak adlandırmıştır. Bir
problem durumu ile karşılaşan birey, amaca ulaşmak yada sorunu çözmek için,
olası tepkiler arasından bir kısmını seçer, dener ve sonuçlarına göre bazı
uyarıcı-tepki bağı oluştururken bazılarını eler. Thorndike'ın açıklamalarına
göre, geçmişte kurulmuş olan uyarıcı-tepki bağları problemin çözümünde büyük bir
önem taşır. Thorndike yaptığı birçok denemeden sonra üç öğrenme ilkesi
saptamıştır.
a) Etki ilkesi:
Etki ilkesi uyarıcı ile tepki arasındaki bağın güçlenmesini ya da zayıflamasını
açıklar. Bu ilkeye göre bireyin sınama-yanılma davranışları sonucunda başarıya
ya da başarısızlığa, ödül ya da ödülsüzlüğe (cezaya) yol açan en uygun tepkiyi
seçeceği var sayılmaktadır.
Thorndike, önceleri ödül ve cezanın öğrenme olayını aynı şekilde etkilediğini
düşünmüş, fakat sonraki deneylerinden ödülün daha etkili olduğunu görmüştür. Ona
göre, ceza; yanlış tepkinin tekrarlanma olasılığını, ödülün doğru tepkiyi
arttırma olasılığı kadar azaltmamaktadır.
b) Alıştırma ilkesi
Alıştırma ilkesi tekrara bağlı olarak alışkanlığın oluşmasıdır. Bu ilke
'uygulama mükemmeli yaratır' düşüncesine dayanmaktadır. Öğrenme olduktan sonra
uyaran-tepki bağının güçlendirilmesi için alıştırma yapmak gerekir. Alıştırma bu
bağın güçlenmesine, alıştırmanın olmaması ise zayıflamasına yol açar. Bağın
güçlenmesi öğrenmenin sürekliliğini sağlar, zayıflaması da unutmaya neden olur.
c) Hazır oluş ilkesi:
Hazır oluş belirli bir konunun, herhangi bir düzeyde öğretilebilme zamanını
belirtir. Thorndike hazır olmayı yalnızca fizyolojik açıdan ele almaktadır.
4. EDWIN R. GUTHERIE
Gutherie'nin öğrenme kuramı birçok yönden Pavlov, Watson ve Thorndike'ın öğrenme
kuramlarına benzer. O da 'koşullu tepki' terimini aynı anlamda kullanır ve bu
terim temel olarak kuramını sistemleştirir. Bununla birlikte öğrenme sürecini
farklı bir şekilde yorumlar. Bu benzerlikler ve farklılıklar kuramının özünü
oluşturur. Öğrenmede tüm zihinsel öğeleri reddeden Gutherie'nin kuramı,
birbirine bağlı iki temel ilkeye dayanır. Birincisi 'bitişiklik ilkesi,ikincisi
ise 'öğrenme ilk denemede oluşur ilkesidir.
a) Bitişiklik ilkesi:
Gutherie'ye göre, uyarıcı ile tepkinin birbirine bağlanması öğrenmenin temelini
oluşturur. Buna bitişiklik ilkesi denir. Bitişiklik ilkesi bir uyarıcı durumu
ile birlikte bulunan bir hareketin aynı uyarıcı ile karşılaşıldığında yeniden
görülmesi olarak açıklanabilir. Örneğin aç bir kedi için en uygun hareket
yiyecek elde etmek iken, sıkıcı bir durumda olan kedi için bundan kurtulmaktır.
Burada uyarıcı ile tepkinin eş zamanlı olarak birleşmesi söz konusudur, yani
öğrenme uygun bir tepki uygun bir uyaranla çağrışım yaptığı zaman oluşur.
b) Öğrenme ilk denemede oluşur ilkesi:
Bir uyarıcı bir tepki ile ilk kez bitiştiği zaman en yüksek birleştirici,
cağrıştırıcı gücünü kazanır. Yani öğrenme ilk denemede ya hep ya hiç şeklinde
oluşur. Bu ilke, her ne kadar alışkanlıkların uygulama sonucunda geliştikleri
gerçeği ile çeliştiği izlenimini veriyorsa da, öğrenme ve unutma konusunda çok
sayıda düşüncenin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Gutherie güdülerin uyarıcı-tepki dizilerini oluşumunda önemli olduğunu belirtir.
Öğrenmede, güdülenmeden daha çok hangi tepkilerin hangi uyarıcılarla
birlikteoluştuğuna dikkat etmek gerekir. Gutherie'nin kedilerle yaptığı bir
deneyde, problem kutusundan çıkan kedilerin çoğunun yiyeceği yemedikleri
saptanmıştır. Çünkü, burada kedi için önemli olan sıkı olan problem kutusundan
kurtulmaktır. Gutherie, davranışların değiştirilmesinde etkili olabilecek üç
yöntemin kullanılmasını salık verir. Bunlar.
Eşik Yöntemi: Eşik, bir tepki oluşturabilecek en düşük değerdeki uyarılmadır. Bu
yöntemde uyarıcının tepkiye yol açmayacak kadar zayıf bir şekilde verilmesi
gerekir. Örneğin atları eğere alıştırırken önce sırtına hafif bir battaniye
atılması, sonra giderek uyarıcının arttırılması gibi.
Yorgunluk Yöntemi: Yorgunluk yönteminde, uyarıcıyı organizmada tepkisel bir
yorgunluk oluşuncaya kadar tekrarlamak söz konusudur. Sonunda, yorulan organizma
uyarıcı duruma başka tepkiler vermeye başlar. Örneğin, aşırı derecede sigara
içerek sigaraya karşı olumsuz bir tepki geliştirmek ve sigarayı bırakmak gibi.
Karşıt Uyarıcılar Yöntemi: İstenilmeyen davranışı yol açan uyarıcılar değişik,
karşıt davranışlar yaratacağına inanılan diğer uyarıcılarla birlikte verilir.
Sonra özgün davranışlar yeni davranışlara bağlanır.
Detaylı Bilgi İçin Aşağıdaki Siteleri Ziyaret Edebilirsiniz
|
|
İlişkili Reklamlar |
|
|
|