Prof. Dr. Hamdullah Aydın (2002)
CİNSEL İŞLEV
Cinsellik, sosyal kurallar, değer yargıları ve tabularla
belirlenmiş, biyolojik, psikolojik, sosyal yönleri olan özel bir
yaşantı olarak tanımlanabilir.
Biyolojik boyut, temel olarak üremeyi içermektedir. Hayvan
türünde neslin devamlılığına hizmet eden cinsel dürtülenmenin
güçlülüğü dikkate alındığında biyolojik boyutun anlamı ortaya
çıkmaktadır.
Sosyal boyut ise bir yanda iki insanın birlikte oluşu, diğer
yanda toplumsal değer yargılarıyla kendini göstermektedir.
Toplumsal örgütlenme açısından cinselliğin insanlığın eski
çağlarından beri üst yapı kurumları içinde bir dizi kurallara
bağlanmış olduğu dikkati çekmektedir. Bu yanıyla cinsellik,
değer yargılarından, inançlardan, geleneklerden bağımsız bir
şekilde ele alınamamaktadır.
Psikolojik açıdan cinsellik, bireyin seçtiği, tasarladığı ve
zaman zaman erteleyerek de olsa yaşadığı bir boyuttur. Burada
“yakınlaşma, bütünleşme, bir olma” gereksinim ve isteği
belirgindir. Duygusal paylaşımın yoğunluğu, yakınlaşmayı ve
cinsel işlevi belirleyici rol oynamaktadır. Bireyin,
paylaşımları doğrultusunda davranış biçimleri de
değişebilmektedir.
Bu tanımlar çerçevesinde, böylesine özel bir yaşantı modelinde
normalite sınırlarının çizilmesi gerekmektedir. Sağlıklı cinsel
yaşamın sınırları, anksiyete ve suçluluk uyandırmayan yaşantılar
olarak çizilebilir. Farklı gibi görünen davranışlar, kompulsif
ve tek doyum yolu olmadıkça sağlıklı kabul edilebilir.
NORMAL CİNSEL CEVAP
DÖNGÜSÜ
Periferik ya da santral, nasıl bir uyarımla başlıyor olursa
olsun cinsel cevap, sinir sisteminin tetiklediği bir dizi
vasküler değişiklikle kendini göstermektedir. Cevabın ortaya
çıkışında özellikle psikolojik durum, endokrin, nörolojik ve
vasküler sistem yoğun bir etkileşim içinde rol oynamaktadır.
Cinsel cevap dört temel aşamayı içermektedir:
1. Uyarılma: Bireyin iç (fantazi) ya da dış uyaranı algılaması
ve yaşamasıyla başlamaktadır. Uyarılma, santral ve periferik
sinir sisteminin aktive olması anlamına gelmektedir. Uyarılma,
kadında vajinal lubrikasyon ve küçük dudakların kanla dolması,
erkekte peniste, kadında klitoriste ereksiyon ile karakterize
olup, birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir.
Uyarılma dönemi, bireyin uyarılmaya hazır ya da açık olması gibi
bir temel içrel durumda, uygun bir uyaranla başlayan
tetiklenmedir denilebilir. Hazır olma, o zamana kadar
yaşadıkları ışığında cinsel uyarıyı algılamaya açık olma
şeklinde tanımlanabilir. Her birey için farklı olan geçmiş ve
gelişim ışığında, her yaşantıda farklı bir hazır olma hali de
denilebilir.
2. Plato: Uyarılma sürerken cinsel organda vasküler
değişikliklerin tamamlanmasıyla erkekte ereksiyon, kadında
vaginal salgılama ve kaslarda gevşeme ortaya çıkmaktadır.
Uyarılmanın sürmesi ile erkeğin testisleri büyüyerek yükselir.
Kadının vajinal duvarının dış dörtte üçü boyunca orgazmik
platform diye bilinen kasılmalar görülür. Kadında göğüs
büyüklüğü % 25 artar. Büyük kas gruplarında kasılmalar olur.
Kalp vurumu ve solunum hızlanır, kan basıncı yükselir. Plato
dönemi 30 saniye ile birkaç dakika arasında sürer.
3. Ejakulasyon/Orgazm: Plato döneminin sonunda ejakulasyonla
kendini gösteren, yoğun haz duygusunun yaşanmasıdır. Özellikle
orgazm yaşantısının bireysel farklılıklar nedeniyle ortak bir
tanımı yapılamamaktadır.
Erkekte semenin güçlü bir şekilde emisyonu ile ejakülasyon ve
orgazm olur. Erkek orgazmına prostat, çevre yapıları/kasları ve
uretranın dört-beş ritmik spazmı da eşlik eder. Kadında orgazm,
vajinanın alt bölümünün istemsiz kasılması ile uterusun güçlü ve
sürekli kasılmaları ile karakterizedir. Büyük kas gruplarında,
dış ve iç anal sfinkterde kasılmalar olur. Kan basıncı yükselir,
kalp atışı artar. Orgazm, üç-beş saniye sürer ve bilincin hafif
sislenmesi ile karakterizedir. Uretradan sıvının geçişi erkeğe
ejakülasyonun kaçınılmazlığı dönemi adı verilen yaklaşan doruk
duygusunu verir. Prostat bir kez kasıldıktan sonra ejakülasyon
kaçınılmaz olur.
4. Çözülme: Çözülme, genital organlardan kanın çekilmesiyle, tüm
değişmelerin geriye dönüşü olup, buna subjektif bir iyilik
duygusu eşlik eder. Orgazm olduğunda çözülme hızlıdır, olmazsa
iki ile altı saat sürebilir.
Çözülme döneminden sonra kişiye göre değişen sürelerde refrakter
dönem bulunmaktadır. Refrakter dönem, erkekte birkaç dakikadan
birkaç saate kadar sürebilir ve bu dönemde cinsel yönden yeniden
uyarılmaya görece uzakken, kadında refrakter dönem olmadığı,
çoklu ve ardarda orgazm kapasitesi olduğu öne sürülmektedir.
Sağlıklı cinsel işlev için gerekli temel
ögeler
* Sağlıklı anatomik ve fizyolojik yapı
* Uygun fiziksel ve duygusal cinsel uyaran
* Uyaranın algılanmasını önleyen etkenlerin olmaması
* Cinselliği olumlu yönde etkileyen etkenler
CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI:
Cinsel işlev bozukluğu, cinsel istekte azalma, uyarılma
eksikliği, ejakülasyon-orgazm sorunları ile buna bağlı olarak
cinsel ilişki kurmada ortaya çıkan güçlükleri kapsamaktadır.
Bozukluk bir alanla sınırlı olabileceği gibi daha karmaşık bir
görünüm içinde de ortaya çıkabilmektedir.
Cinsel işlev, karmaşık psikofizyolojik etkileşimle başlayıp
süren bir yaşantıyken, bozuklukları, etkileşimin her noktasında
ortaya çıkabilmekte ve kolaylıkla süreci bozabilmektedir. Bu
nedenle, tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi cinsel işlev
bozukluklarının değerlendirilmesinde de hasta, psikolojik ve
organik yönleriyle bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Cinsel işlev bozukluklarının sınıflandırılması (DSM-IV, 1994)
1. İstek bozuklukları: a. Azalmış (hipoaktif) cinsel istek
bozuklukları
b. Cinsel tiksinti bozuklukları
2. Uyarılma bozuklukları: a. Kadında cinsel uyarılma
bozuklukları
b. Erkekte erektil bozukluk (sertleşme bozukluğu)
3. Orgazm bozuklukları: a. İnhibe kadın orgazmı
b. İnhibe erkek orgazmı
c. Prematür ejakulasyon (erken boşalma)
4. Cinsel ağrı bozuklukları: a. Disparoni
b. Vajinismus
5. Başka türlü adlandırılmayan cinsel işlev bozuklukları
EPİDEMİYOLOJİ
Kinsey'in alan çalışmalarında, erkeklerde % 1.6 olarak başlayan
ve 70 yaşın üzerinde % 27'lere varan ereksiyon sorunları
olduğuna işaret etmektedir. Otuzbeş yaş ve altında primer
empotansın % 1 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Erkeklerde
yaşla birlikte cinsel isteğin azalması, cinsel uyarılmada da
azalmaya neden olmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları nedeniyle
tedavi gören erkeklerin % 50’den fazlasının yakınması ereksiyon
yetmezliğidir. Kadınlarda en fazla dikkati çeken patoloji orgazm
sorunlarıdır. 20'li yaşlara doğru kadınların yarısı henüz orgazm
ile karşılaşmamışken 30'lu yaşların ortasında bu oran % 10'lara
inmektedir. Disparoni çeşitli çalışmalarda % 1 ile % 7 arasında
bildirilmektedir.
Toplumda erektil bozukluk prevalansının % 4-9 arasında olduğu
tahmin edilmektedir. 40 yaş üstü erkeklerde % 60-70 arasında
cinsel sorun tanımlandığı dikkati çekmektedir.
ETİYOLOJİ
Son yıllardaki gelişim ışığında, organik kaynaklı cinsel işlev
bozukluklarının yapısal, vasküler, nörolojik, hormonal ve otonom
sinir sistemi disfonksiyonuna bağlı olanları ayırt
edilebilmektedir.
Psikolojik kaynaklı olanların sınıflandırması çeşitli şekillerde
yapılsa da tabloyu tanımlamakta yeterli olduklarını söylemek
güçtür. İnsan doğasının zenginliği ve bunun yansıması olarak
kişiler arası ilişkilerdeki farklılıklar cinsel işlev
bozukluklarının değerlendirilmesini güçleştiren en önemli
faktörler olarak sıralanabilir.
1. Psikolojik etkenler:
Hazırlayıcı Etkenler Başlatıcı Etkenler Sürdürücü Etkenler
Tutucu Ortamda Büyüme Bedensel Hastalıklar Performans
Anksiyetesi
Travmatik Cinsel deneyimler Yaşlanma Eşin Çekiciliğini Yitirmesi
Cinsel Bilgi Eksikliği Cinsel Bilgi Eksikliği Cinsel Bilgi
Eksikliği
Patolojik Aile İçi İlişkiler Sadakatsizlik İlişkide İletişim
Güçlükleri
Stresli Yaşam Biçimi. Gerçekçi Olmayan Beklentiler Yakınlık
Korkusu
Kişilik Yapısı Psikiyatrik Bozukluklar Yetersiz Eş İlişkisi
Eş Kaybı
2. Organik Nedenler
Genel populasyonda cinsel işlev bozukluklarında organik
faktörlerin yaş ilerledikçe daha çok yer aldığı dikkati
çekmektedir.
Hastalıklar Sistemik hastalıklar
Karaciğer hastalıkları
Endokrin bozukluklar
Lokal genital hastalıklar
Cerrahi girişimler
Nörolojik bozukluklar
Damar hastalıkları
İlaçlar
Psikotroplar
Stimülanlar
Halusinojenler
Antikolinerjikler
Antiadrenerjikler
Mizaç düzenleyicileri
Sedatifler
Hormonlar
Nörotransmitterler
DEĞERLENDİRME
Değerlendirme sürecinde, hekimin psikolojik etkenlerin yanı sıra
cinsel işlev ve bozukluklarının anatomisi, fizyolojisi,
nörolojisi ve hormonal yönlerine ilişkin temel bilgilere sahip
olması gerekmektedir. Çeşitli tıbbi tabloların ve cerrahi
girişimlerin cinsel işlev üzerindeki etkilerini bilmek
değerlendirmeyi kolaylaştıracaktır.
Öncelikle, güvenli bir ortamın oluşturulmalıdır. Hasta,
sorunlarını anlatırken kendi izni dışında başkalarına bilgi
verilmeyeceğinden emin olmalı, görüşmenin gizliliğine uyulacağı
konusunda endişe duymamalıdır. Görüşme sırasında yorumlara
gitmeksizin sorunu anlamaya yönelik açık uçlu sorular yöneltmek
en sağlıklı yol olacaktır. İncelemeler konusunda adım adım bilgi
vermek, planlı ve hızlı bir şekilde hareket etmek hastaya güven
verecek, katılımını kolaylaştıracaktır.
Cinsel işlev bozukluğunun eşler arasındaki sorunların nedeni ya
da sonucu olabileceği göz önüne alınarak mümkün olursa
değerlendirme sürecinde başvuranın izni alınarak eşin de yer
alması sağlanmalıdır.
Öncelikle temel yakınmanın belirlenmesi ve üzerinde durulması
gerekmektedir. Çoğu zaman hastalar, yakınmalarını tanımlamakta
güçlük çektikleri için temel yakınmanın ortaya konması ve
sınırlarının çizilmesi önem taşımaktadır. Bu aşamada, gerçekten
bir cinsel işlev bozukluğu olup olmadığına karar verilmesi
önemli noktalardan birini oluşturmaktadır. Normal cinsel
yaşantılarını sürdürmekte olan kişiler sadece cinsellikle ilgili
endişeleri nedeniyle hekime başvurabilmektedirler.
Predispozan ve presipitan faktörlerin ortaya konmasından sonra
sorunun nasıl ortaya çıktığı ve geliştiğinin araştırılması
gerekmektedir. Bu bağlamda tablodaki değişmeler ve hangi
koşullarda nasıl bir değişim gösterdiği dikkatle
incelenmektedir.
Geçmişte cinsel işlev bozukluklarının hemen her zaman psikolojik
kaynaklı olduğu kabul edilirken günümüzde, organik faktörlerin
rolü üzerinde de durulmaktadır. Değerlendirmede organik ve
psikolojik faktörler tek tek ele alınsa da bunların yoğun bir
etkileşim içinde oldukları gözden uzak tutulmamalıdır.
Etkileşimin analiz edilerek aydınlatılması değerlendirmenin en
önemli bölümünü oluşturmaktadır.
Cinsel işlev bozuklukları, genel olarak organik ve psikolojik
kaynaklı olarak iki ana gruba ayrılmaktadır.
I. Organik Etkenlerin Değerlendirilmesi
Temel olarak cinsel organlarda yapısal, nörolojik (somatik,
otonomik) ve vasküler bozukluklar ya da bunlara yol açan
ameliyat, travma, metabolik hastalıklar, ilaç yan etkileri gibi
diğer faktörlerdir.
Anamnez alındıktandan sonra, gerekli bulunduğunda organik
faktörlerin incelenmesine geçilmelidir.
1. Genel Fizik Muayene: Rutin fizik muayene yapılmalıdır.
2. Genital Bölge Muayenesi: Genital organların yapısal bozukluğu
olup olmadığının araştırılması için muayenesi yapılmalıdır.
3. Nörolojik Muayene: Sistemik nörolojik muayeneye ek olarak
Bulbocavernoz Reflex Latensi (BCR) ve Somatosensoriyel Evoked
Potential (EP) çalışmaları yapılmaktadır. BCR latensinin 40 msn
ya da daha kısa olması, normal kabul edilmektedir.
4. Vasküler Muayene: Özellikle erkeklerde erektal yetersizlikle
başvuranlarda en yaygın organik faktör vasküler patolojiler
olduğu için özel testler geliştirilmiştir. Bunlardan başlıcaları
penis arterlerinde (iki taraflı dorsal ve kavernöz arterleri)
kan basınçlarının ölçülerek brakial basınca bölünmesiyle elde
edilen penile/barakial index (PBI) değerleridir. PBI % 80'den
aşağı olanlarda vasküler patoloji düşünülmektedir. Papaverin
enjeksiyonuna verilen cevabın yetersizliği de vasküler patoloji
için önemli bir göstergedir.
Vasküler sistemin değerlendirilmesinde penografi,
ultrasonografik incelemeler, arteriografi de yapılabilmektedir.
Venöz sistem incelemelerinde de radyolojik teknikler
kullanılmaktadır.
5. Otonom Sinir Sistemi Muayeneleri: Otonomik disfonksiyonu
araştırmak için kullanılan testler arasında en kolay
uygulanabileni yatar ve ayakta tansiyon, nabız sayılarını
kaydetmektedir. Pozisyona bağlı olarak ortaya çıkan değişmeler
otonomik disfonksiyonu düşündürecektir.
6. Endokrin İncelemeler: Diabetes Mellitusun araştırılmasının
yanı sıra Luteinize edici Hormon (LH), Follikül Stimule edici
hormon (FSH), Total ve serbest testosteron, prolaktin düzeyleri
genel olarak endokrin sistem fonksiyonları hakkında bilgi
vermektedir.
7. Nocturnal Penile Tumescence (NPT): Uyku sırasında, özellikle
REM döneminde erkeklerde ereksiyon olduğu bilinmektedir. Bu
gözlem yola çıkılarak uyku çalışmalarında, penise yerleştirilen
özel elektrodlarla ereksiyon oluşumu ve sürekliliği
değerlendirilebilmekte, ereksiyon sırasındaki penis rijiditesi
ölçülerek erektal kapasite konusunda sonuca ulaşılabilmektedir.
Bu teknik, erkekte cinsel işlev konusunda ayırıcı tanıda
güvenirliği yüksek bir testtir.
Konuyla İlgili
Olabilecek
Aşağıdaki Google
Sponsor Sitelerini Ziyaret Edebilirsiniz
II. Psikolojik Değerlendirme:
Psikiyatrik görüşmeye ek olarak kişilik testleri ve çeşitli
sorun alanlarında bilgi toplamak için özel ölçekler
kullanılmaktadır.
Cinsel İlgi ve İstek Bozuklukları
Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde cinsel fantezilerin
ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması, hiç olmaması
ile karakterizedir. Cinsel ilgi ve istek azalmasının erkekte
erektil yetmezliğe yol açması nedeniyle bu yakınma ile başvuru
nadirdir. Kadınlar arasında ise en sık rastlanan başvuru
nedenidir. Cinsel ilgi ve istek, kadınlar arasında büyük farklar
göstermektedir. Bireyde, bir cinsel işlevin azalmış olduğunu
söyleyebilmek için bu işlevin aynı bireyde daha önceki düzeyini
bilmek gerekir. Böylelikle sorunun birincil veya ikincil
nitelikte olduğu da anlaşılacaktır.
Cinsel ilgi ve istek düzeyi yalnızca partnerle ilişkiye girme
sıklığına bakılarak değerlendirilemez. Mastürbasyon sıklığı,
karşı cinse olan ilgi, cinsel hayal ve fantazileri ve cinselliğe
ilişkin düşünceleri de araştırılmalıdır. Böylelikle sorunun
durumsal ya da total olduğu da anlaşılacaktır.
Bireyin cinsel ilgi ve istek azlığını bir sorun olarak algılayıp
algılamadığı araştırılmalıdır. Bazı bireyle çözümünü, kendinden
çok eşini memnun etmek için istiyor olabilir. Bazı durmlarda ise
kişide ilgi ve istek azlığı olmadığı halde, eşindeki artmış
istek nedeniyle görece bir azlık sorunu tanımlanabilir.
Birincil cinsel ilgi ve istek azlığının nedenleri arasında
olumsuz cinsel yaşam deneyimleri ve endokrin bozuklukla, ikincil
cinsel ilgi ve istek azlığının oluşumunda ise eşler arasındaki
sorunlar daha çok rol oynamaktadır. İkincil cinsel ilgi ve istek
azlığı, geçirilmiş depresyonu ya da doğum gibi fizyolojik bir
olayı izleyerek ortayla çıkabilir. Çiftin cinsel yaşamının
giderek olağanlaşması, cinsel hayal ve fantazi eksikliği gibi
durumlar ikincil bir cinsel ilgi ve istek azlığına neden
olabilir. Azalmış cinsel ilgi ve istek azlığı cinsel işlev
bozukluklarına oranla tedaviye dirençli bir gruptur. Seks
terapileri ile evlilik terapilerinin kombinasyonu, yalnızca seks
terapileri ile alınan sonuçlardan çok daha olumlu bulunmuştur.
Kadında Cinsel Uyarılma Bozuklukları
Cinsel aktivitenin uyarılma aşamasında fizyolojik
değişikliklerin olmamasına bağlı bir bozukluktur. Uyarılma
aşamasında genitallere yönelen kan akımı ve damarlardaki yerel
değişiklikler vaginal dolgunluğa ve lubrikasyona yol açar.
Cinsel uyarılma bozukluğunda tüm uyarma veya uyarılma çabalarına
karşın fizyolojik değişiklikler oluşmamakta ve uyarılma ile
ilgili haz verici duyumlar alınamamaktadır. Bu bozukluk
genellikle cinsel ilgi ve istek azlığı ve orgazm bozukluğu ile
birlikte olup cinsellik konusunda belirgin inhibisyonları olan
kadınlarda görülür.
Erektil İşlev Bozukluğu
Erektil yetmezlik cinsel aktiviteyi tamamlamak için gerekli
ereksiyonun oluşmasında veya sürdürülmesinde ortaya çıkan
tekrarlayıcı ve inatçı yetersizlik olarak tanımlanabilir.
Koitusu gerçekleştirebilecek nitelikte ereksiyona ulaşamayan ya
da sürdüremeyen bireyler primer, en az bir kez başarılı ilişkide
bulunmuş olanlar ise sekonder erektil bozukluk olarak
tanımlanmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları arasında tedavi
amacıyla başvuru nedenleri arasında en sık görülenidir. Erişkin
erkek popülasyonunun % 10 – 20’sinde görülmekte ve 60 yaşından
sonra belirgin olarak artmaktadır. Yaşamın bir döneminde benzeri
bir güçlükle en az bir defa karşılaşan erkeklerin oranı ise % 70
– 75’lere ulaşmaktadır. Bu oranlar erektil yetmezliğin ancak
tekrarlayıcı ve inatçı özellikler gösterdiği zaman patolojik
olarak kabul edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Görüşme sırasında özellikle üzerinde durulması gereken noktalar:
. Ereksiyon hiç mi oluşmuyor, yoksa belirli bir noktada mı
kayboluyor?
. Erektil yetmezlik ilk cinsel aktiviteden beri mi var, yoksa
tetikleyici etkenlerle mi ortaya çıkıyor?
. Erektil yetmezlik yavaş yavaş mı, yoksa aniden mi ortaya
çıkmış?
. Sabah ereksiyonları var mı?
. Uygun yer, uygun zaman, uygun kişi gibi koşulların varlığında
ereksiyon kusuru oluşuyor mu?
Yan etki olarak ereksiyon kusuru oluşturabilecek bir ilacın
yakın geçmişte ya da halen kullanılıyor olması, tabloya eşlik
eden psikiyatrik bozukluk öyküsünün varlığı organik-fonksiyonel
ayırımını yapmayı güçleştirmektedir. Bu nedenle, psikolojik ve
organik faktörlerin tabloya katkısı tanımlanarak ayırıcı tanıyı
yapmak gerekmektedir.
Ereksiyon bozukluğunun depresyon ve anksiyete ile ilişkisinde
hangisinin diğerine neden olduğu ayırt edilmelidir.
Erektil bozukluğun ortaya çıkışında ve devamında en önemli
psikojen etken performans ile ilgili olumsuz beklenti ve
değerlendirmelerdir. Bireyin performansının yetersiz olacağına
ilişkin beklentisi ve yetersiz performans sonucunda ortaya
çıkabilecek komplikasyonlar ile ilgili düşünceleri zaman içinde
yoğun anksiyeteye veya erektil bozukluğa yol açabilmektedir.
İnhibe Kadın Orgazm Bozukluğu
Orgazm sorunu genellikle orgazmla ilgili bilgi ve beklentilerle
ilintili olarak yaşanmaktadır. Masters ve Johnson’un
araştırmaları sonucunda elde ettikleri önemli bulgulardan biri
cinsel birleşme sırasındaki orgazm ile, klitoral uyarılma sonucu
(mastürbasyon gibi) oluşan orgazm arasında fizyolojik farkın
bulunmadığıdır. Bazen kadındaki orgazm güçlüğünün temel nedeni,
erkekteki erken boşalmadır. Bu nedenle orgazm sorunundan yakınan
kadına sorunun hangi koşullarda ortaya çıktığı sorulmalıdır.
Orgazm sorunu ele alınırken öncelikle birincil ve ikincil,
durumsal veya total olup olmadığı araştırmalardır. Durumsal
olanda kadın mastürbasyon sırasında orgazm olabilirken,
partneriyle orgazmı yaşayamadığından yakınır. Birincil
bozuklukta ise kadın ilk cinsel deneyiminden başlayarak hiç
orgazm olmamıştır. İkincil durumsal orgazm bozuklukları sıklıkla
eşle genel ilişkilerdeki güçlüklerin bir yansıması olarak ortaya
çıkmaktadır. İkincil cinsel ilgi ve istek bozukluğunun sonucu
olarak ortaya çıkan orgazm bozukluklarında tedavi cinsel ilgi ve
istek bozukluğuna odaklanmalıdır.
Erken Boşalma (Prematür Ejakülasyon)
Erken boşalma, genellikle eşin cinsel doyuma ulaşmasından önce
oluşan ejakülasyon olarak tanımlanabilir. İlk kez ilişkiye giren
genç erkeklerde sık görülür. Sorunun hafif yaşandığı durumlarda
en iyi ölçüt cinsel birleşmenin her iki eş için tatmin edici
olup olmadığının sorgulanmasıdır. Erken boşalma genellikle
birincil bir sorundur. Erken boşalma, gerginlik, stres ve seyrek
cinsel ilişki sonucu geçici ve ikincil bir sorun olarak da
ortaya çıkabilir.
Boşalma Yetmezliği (Retarde Ejakülasyon)
Yoğunluğu ve süresi yeterli bir cinsel etkinlik sırasında,
olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli ya da
yineleyici bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da olmaması
şeklinde tanımlanır.
Boşalmanın hiç olmaması (mastürbasyon, uyku ve cinsel ilişki
sırasında), kısmen oluşması (mastürbasyonda oluşan ancak cinsel
partnerle ilişkide gerçekleşmeyen boşalma) ya da uzun süren bir
uyarılma veya cinsel birleşmeye karşın ejakülasyonda gecikme
şeklinde ortaya çıkabilir. Boşalmanın hiç olmaması çoğu kez
organik patolojiye işaret eder. Bazı ilaçların kullanımı
boşalmayı geciktirebilmektedir. Benzer bir tablo olan retrograd
ejakülasyonda orgazm duyumu alınmakta ancak penisten dışarıya
bir ejakülat çıkmamaktadır. Mesanedeki iç sfinkter aktivitesinin
inhibe olması sonucu ejakülatın mesane için atılmasıyla oluşan
genellikle prostatektomi, diyabet, nöroleptik kullanımı gibi
organik nedenlere bağlı ortaya çıkan bir sorundur. Seminal sıvı
içermesi nedeniyle ilişkiden sonraki idrarın bulanık gelmesi
tanıda değerli bir bulgudur.
Cinsel Ağrı Bozuklukları
1. Vaginismus : Vajen girişindeki
kasların spazmı sonucu, cinsel birleşme girişiminin olanaksız
hale geldiği ya da son derece ağrılı olduğu durumdur. Kasılmalar
cinsel birleşme girişimine koşut olarak ortaya çıkmakta ve
vaginismuslu kadın bu kasılmalar üzerinde kontrolü olmadığını
düşünmektedir. Birincil tipte bir cinsel işlev bozukluğu olup,
uygun biçimde tedavi edilmezse yaşam boyu sürebilir. Evlilik içi
sorunlar tabloya eklenmemişse tedaviye iyi yanıt vermektedir.
Vaginismus, birincil bir cinsel işlev bozukluğu olmakla
birlikte, nadiren vaginal travmalara, iyi yapılmamış
epizyotomiye ya da tekrarlayıcı vaginal enfeksiyonlara ikincil
olarak gelişebilir. Bu tür durumlarda cinsel birleşmenin ağrılı
olması zaman içinde perine kaslarında spazma neden olarak
ikincil vaginismus sorununa yol açabilir.
Vaginismuslu kadınların çoğunda vaginal penetrasyona ilişkin
korku vardır. Bu nedenle vaginismuslu kadınlar tampon kullanmaz
ve jinekolojik muayeneden kaçınırlar. Zaman zaman da doğum
yapmayla ilgili korkular yaşarlar. Çoğu, genital bölgelerinin
çirkin ve rahatsızlık verici bir görüntüsü olduğuna inanırlar.
Vagenlerin çok küçük, penisin ise iri olduğunu düşündüklerinden
cinsel birleşmenin ağrılı ve kanlı olacağından endişe ederler.
Vaginismuslu olgularda çoğunlukla sınırlı da olsa uyarılma ve
orgazm yaşarlar. Bu nedenle, cinsel birleşme sağlanmasa da
doyurucu bir cinsel yaşam sürdürebilirler. Cinsel ilgi azalması
ve orgazm bozukluğunun tabloya eklendiği durumlarda tedavi
güçleşmektedir.
Vaginismus sorunu çözülmediğinde, eşlerinde erken boşalma,
cinsel ilgi ve istek azalması ya da erektil yetmezlik gibi
sorunların görülme sıklığı oldukça fazladır.
Vaginismusda, profesyonel yardım, konuyu bilen, seks
terapilerinin yanı sıra evlilik terapileri konusunda da deneyimi
olan terapistler tarafından verilmelidir.
Vaginismus sorunuyla ilgili bir başka gerçek, hekimlerin
uygunsuz tedavi girişimleridir. Önerilen anestezik ve ağrı
giderici pomatlar, hastanın ağrı duyacağına ilişkin
beklentilerini artırmakta, himenektomi ise psikoterapötik
yaklaşımları olumsuz yönde etkilemektedir. Bu tür fiziksel
girişimleri ya da öğüt verici olmaktan öteye gitmeyen ve
terapistten daha çok “baba” tavrını andıran “psikolojik”
yaklaşımların yararı olmamakta, tersine kadındaki çaresizlik
duygularını artırmaktadır. Sorunun özüne inmeyi amaçlayan
psikoanalitik yönelimli yaklaşımlar ise tedavisi aciliyet
gerektiren vaginismus sorunun çözümünü geciktirmekte ve hastanın
umutsuzluk ve çaresizlik duygularını pekiştirebilmektedir.
2. Disparoni : Ağrılı cinsel
birleşme anlamına gelir. Ağrı vagen girişinde hissediliyorsa
etyolojide daha çok uyarılma eksikliği, vaginal infeksiyon ve
Bartolin kisti gibi nedenler araştırılmalıdır. Ağrı derin
penetrasyonla artıyorsa etyolojide vaginal veya pelvik
infeksiyonlar, over patolojileri ve endometriozis gibi organik
nedenler aranmalıdır. Ağrı cinsel birleşmenin süresi uzadıkça
azalıyor ve kayboluyorsa uyarılma eksikliği düşünülmelidir.
Çünkü süre uzadıkça uyarılmanın artmasına bağlı vaginal
lubrikasyon artar, vagen kasları gevşer ve ağrı kaybolur.
Sürenin uzaması ağrının şiddetini azaltmıyor, tersine
artırıyorsa organik nedenlerin bulunma olasılığı artar.
Ağrılı Boşalma ve Dispareni: Nadir görülen bir bozukluktur.
Ağrılı ejakülasyon genellikle uretra, prostat ve mesane
infeksiyonu gibi durumlarda oluşur. Bu tür sorunu olan erkekler
ejekülasyon sonrasında peniste yanma hissinden yakınırlar.
Ağrılı ejakülasyon veya ejakülasyon sonrası oluşan ağrı, erkeğin
ejakülasyonla ilgili kaygısı nedeniyle perine kaslarında spazm
oluşmasına bağlanmıştır. Dispareninin nedeni çoğunlukla fiziksel
olup, lokal bir infeksiyon veya frenulum yırtıkları en sık
nedenlerdir.
Diğer (Başka Türlü Adlandırılamayan)
Cinsel İşlev Bozuklukları
1. Cinsel Fobiler: Tek bir sorun
olarak ortaya çıkabileceği gibi cinsel ilgi, istek ve uyarılma
bozukluğu ile birlikte de görülebilir. Korkular, sınırlı
olabileceği gibi, her türlü fiziksel yakınlaşmadan kaçınma gibi
yaygın biçimlerde de görülebilir. Bu tür yaygın fobiler cinsel
uyarılmayı tümüyle engellediğinden cinsel doyumu belirgin olarak
azaltırlar. Cinsel fobilerin çoğu yanlış bilgi ve abartılı
beklentilerle ilişkilidir.
2. Cinsel Doyum Bozuklukları:
Cinselliğin önemli bir boyutu da verdiği doyumdadır. Bir bireyin
cinsel yaşamının doyuruculuk düzeyi cinsel işlevlerinin niceliği
kadar, eşler arasındaki ilişkinin niteliği ile de belirlenir.
Araştırmalar, cinsel doyum eksikliğinin, cinsel işlev
bozukluklarından çok çeşitli cinsel güçlüklerle (yetersiz
sevişme, zevke konsantre olamama gibi) daha yakından bağlantılı
olduğunu ortaya koymaktadır.
3. Maskelenmiş Bozukluklar :
Depresyon, çeşitli ilaçlar, bazı jinekolojik hastalıklar,
anksiyete bozuklukları ve infertilite gibi durumlar cinsel işlev
bozukluklarına neden olabilecekleri gibi mevcut cinsel işlev
bozukluğunu da maskeleyebilirler.
TEDAVİ
İncelemeler sonunda sorunun kaynağının organik olduğuna karar
verilen hastalarda uygun tıbbi ve cerrahi tedaviler
uygulanmaktadır. Son yıllarda organik kaynaklı ereksiyon
yetersizliklerinde penis protezi uygulamaları oldukça
yaygınlaşmıştır.
Psikolojik tedaviler ise organik ve psikolojik kaynaklı tüm
olgularda endikedir. Özellikle yeterince hazırlanmamış,
psikolojik yardım almamış olgularda organik etyolojiye yönelik
tedavilerin başarısı düşmektedir.
Psikolojik tedavilerde ilk adım, hastadaki hatalı bilgi ve
inanışların düzeltilmesi olmalıdır. Bundan sonraki aşamada,
günümüzde en yaygın kullanılan yöntem davranışçı kurama dayalı
uygulamalardır. Özellikle prematür ejakulasyon ve performans
anksiyetesinde başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Tedaviye, cinselliği yaşamada koitus, ejakulasyon gibi belirli
bir noktaya yönelmemekle başlanabilir. Yaşamın bütünlüğü içinde
cinsellik, çeşitli boyutlarıyla yaşanabilecektir. Bu nedenle
öncelikle hastanın rahat olabilmesi sağlanmalıdır. Ancak, en
önemli noktalardan birisi, hastaya "rahat ol" demek yerine nasıl
rahat olunacağının öğretilmesidir. Burada da genellikle “gevşeme
teknikleri” kullanılmaktadır. Tedavinin ileri aşamalarında
hasta; çeşitli egzersizlerle kendi ve eşinin bedenini tanıma,
korkusuzca dokunabilme, yaklaşabilmeyi öğrenecektir.
Endikasyon konulduğunda psikoanalitik, davranışcı ya da bilişsel
psikoterapi teknikleri de kullanılmaktadır.
KAYNAKLAR
1. Aydın, H. Psikiyatri Temel Kitabı, Cinsellik ve Cinsel İşlev,
Bölüm 41(605-615)
2. Sungur, M. Psikiyatri Temel Kitabı, Cinsel İşlev
Bozuklukları, Bölüm 42(617-637)
3. İncesu, C. Psikiyatri Dünyası, Cinsel İşlev Bozukluklarında
İlk Basamak Değerlendirme ve Ayırıcı tanı, 3(2), 39-48, 1999
4. Bancroft J: Human sexuality and its Problems, 2nd edition,
Churchill Livingstone, Edinburgh, 1989.
|