Anoraksıya Nervoza
Amaç: İştahsızlık ve ağırlık kaybı gibi
genel tıpta çok sık görülen şikayetlerle seyreden anoreksiya nervoza,
mortalite riski nedeniyle önemli ve zaman zaman medyada da konu olan
dramatik bir psikiyatrik bozukluktur. Günlük tıbbi uygulamada anoreksiya
nervozanın karakteristik özelliklerinin yeterince bilinmemesinin doğurduğu
bazı ayırıcı tanı sorunları görülebilmektedir. Ana bulgular: Anoreksiya
nervoza psikolojik kökenli basit bir iştahsızlık değil, belirgin ölçüde
ağırlık vermeye yönelik davranış biçimi, şişmanlamaktan aşırı korku ve
kadınlarda amonere, erkeklerde cinsel güç ve ilgide azalma şeklinde endokrin
bozukluklarla karakterize bir psikiyatrik bozukluktur. Sonuç: Mortalite
oranı % 20 civarında olan anoreksiya nervoza organik ve psikiyatrik
bozukluklardan ayırıcı tanıda dikkatle ele alınmalıdır.
Anahtar kelimeler: Anoreksiya nervoza, ayırıcı tanı, tedavi
Anorexia nervosa
Daha çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülen anoreksiya nervoza 1873
yılında Gull ve Laseque tarafından tanımlanmıştır. Tedavi edilmediğinde ölüm
oranının yüksek olması ve batı ülkelerinde yaygınlığının giderek artması bu
hastalığa ilgiyi artırmıştır (1).
Anoreksiya nervoza DSM-IV'de yaş ve boy uzunluğu için olağan sayılan bir
vücut ağırlığına sahip olmayı kabul etmeme, şişmanlamaktan aşırı korku,
beden algılamasında bozukluk ve menstrüasyonların kesilmesiyle karakterli
bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmıştır (2).
Anoreksiya nervozalı hastaların vücut ağırlığı ve vücut biçimleriyle ilgili
aşırı zihinsel uğraşları vardır. Hastalar vücut ağırlığının artmasını
engellemek için zorlu egzersizler (yürümek, bisiklete binmek, yüzmek vb.) ve
sıkı diyet uygular. Buna bağlı olarak ortaya çıkan ağırlık kaybını takibeden
yaklaşık 1.5 yıl içinde hastaların % 30-50'sinde aşırı yeme atakları ortaya
çıkar.
Hastalar şişmanlamaktan aşırı korktuğu için bu yeme ataklarından sonra
kendini kusturma, laksatif ve diüretik kullanma sıktır. Bu nedenle anoreksik
hastalar, diyet kısıtlaması uygulayan kısıtlanmış tip ve yeme ataklarının
olduğu bulimik tip olarak iki alt tipe ayrılmaktadır (3,4).
Gerek diyet kısıtlaması uygulayanlar, gerekse aşırı yeme atakları olanlar
zayıf kalmaya aşırı gayret gösterir karbonhidrat ve yağ içeren yiyeceklerden
kaçınırlar.
Az yemek yemelerine rağmen yemeği hazırlama ve pişirmeyle obsesif şekilde
uğraşırlar. Yemek yemeleri törenseldir. Yeme atakları olanlarda kleptomani
sıktır (5).
Sıklık
Yaygınlığı %0.05-1 arasında olan anoreksiya nervoza batı ülkelerinde önemli
bir sağlık sorunudur. Genellikle kadınlarda görülür. Erkeklerde görülmesi
nadirdir. Başlama yaşı 10-30 olmakla beraber 14-18 yaş grubunda daha sıktır
(6,7).
Eşlik eden ruhsal belirtiler
Anoreksiya nervoza ile birlikte depresif belirtiler sık görülmektedir.
Serotonerjik sistemin yeme düzenini ayarlamaya ek olarak impulsif
davranışlar ve mizacın düzenlenmesinde de rolü olduğu kabul edilmektedir.
Major depresyonda serotonin metabolizmasındaki düzensizliğin rolü
bilindiğinden, anoreksiya nervoza ile major depresyon arasında biyolojik
etkiler yönünden etiyolojik benzerlik olabileceği ileri sürülmektedir (8).
Depresyon dışında obsesif kompulsif bozukluk, histrionik özellikler,
anksiyete ve hipokondriyazis, anoreksiya nervozaya sıklıkla eşlik eden
ruhsal bozukluklar arasındadır (5). Yapılan bir çalışmada (9) 31 obsesif
kompulsif bozukluklu kadın hastada % 26 oranında anoreksiya nervoza
saptanmıştır. Bir diğer çalışmada (10) 30 yeme bozukluklu hastanın % 60'ında
kaçınan kişilik özellikleri, % 7 'sinde borderline kişilik özellikleri
saptanmıştır. Yeme bozukluğu olan hastaların % 30'unda çocukluklarında
seksüel kötüye kullanım olduğu bulunmuştur (11).
Hastalığın başlangıcı sıklıkla stresli bir olay ile birliktedir. Orta ve
yüksek sosyo-ekonomik sınıflarda, zayıf kalmanın desteklendiği mankenlerde
ve balerinlerde daha sık anoreksiya nervoza görüldüğü bildirilmektedir
(7,8).
Etiyoloji
Bu hastalığın oluşumunda gelişimsel aile dinamikleri ve biyolojik faktörler
önemli rol oynar (12). Rejim yapmanın psikolojik ve fizyolojik olarak
incinebilir kişilerde ağırlık kaybını tetiklediği kabul edilmektedir (13).
Bu kişilerin ergenlik dönemi sorunlarıyla baş edebilmede yetersiz oldukları,
sosyal çevrede ince olmak önemliyse kendilik değeri ve başarının kriteri
olarak anoreksiya nervoza geliştiği ileri sürülmektedir (14).
Psikoanalistlere göre cinselliği kabul edememe sonucunda hasta kendisini aç
bırakarak gebe kalmayı reddettiği (5), anne-çocuk ilişkisi üzerinde
duranlara göre ise bireyselleşme ve ayrışma süreci ile ilişkili çatışmaların
üstesinden gelmede başarısızlık olduğu için anoreksiya nervoza ortaya
çıkmaktadır (15). Bu kişiler iddiacı, rekabetçi oldukları halde bu rekabeti
kaldırabilecek yapıdan yoksun oldukları, bu durumun yarattığı sıkıntıyı
kolay çözemedikleri için benlik saygılarının azaldığı, bunun çözümünü de dış
görünümlerinde aradıkları ifade edilmektedir. Kültürün burada çok önemli
olduğu vurgulanmaktadır. Batılı değerlerin egemen olduğu dünya görüşüyle
yetişmiş kızlarda anoreksiya nervoza daha sık görülmektedir (16).
Biyolojik araştırmalarda anoreksiya nervozalı hastaların birinci derece
akrabalarında ve tek yumurta ikizlerinde eş hastalanma oranı çift yumurta
ikizlerinden yüksek bulunmuştur (2,7).
Nörobiyolojik araştırmalarda noradrenerjik, serotonerjik ve opioid
sistemlerde değişiklikler bulunmuştur. İdrarda 3-metoksi-4-hidroksifenilglikol
itrahı azalmış, deksametazon ile plazma kortizol supresyonu tam olarak
yapılamamıştır (5,17).
Anoreksiya nervozada vücut ağırlığının kaybıyla hipotalamo-pitüiter-gonadal,
hipotalamo-pitüiter-adrenal, hipotalamo-pitüiter-tiroid aksta da
değişiklikler saptanmıştır (18). Vazopressin salgılanma bozuklukları, FSH ve
LH düzeylerinin ergenlik öncesi düzeyinde, östrojenin postmenapozal düzeyde
olması, gonadotropin releasing hormon cevabının ve T3 düzeyinin azalması,
ağır vakalarda anemi, hiperkarotenemi ve hiperkolesterolemi, kusmalara bağlı
hipokalemik alkaloz, saptanan laboratuvar değişiklikleridir (2,7).
Östrojenin düşük olması, Ca+2’un yetersiz diyet nedeniyle az alınması sonucu
kemik dansitesinde azalma ve kırıklar görülmektedir (19).
Görüntüleme teknikleriyle yapılan incelemelerde anoreksiya nervosalı
hastalarda ağırlık kaybıyla beyin ventrikül genişlemesi görüldüğü ve
tedaviyle ventrikül genişlemesinin düzeldiği ileri sürülmektedir (20).
Ayırıcı tanı
Hastaların belirtileri inkar etmeleri ve tedaviye yönelmek istememeleri
nedeniyle anoreksiya nervozanın ayırıcı tanısı zordur. Bu nedenle hastanın
yemek yememe davranışının ve kilo vermesinin nedeninin bulunması güçtür.
Kronik barsak hastalıkları (Crohn vb.), endokrin hastalıklar (Hipertiroidizm,
Addison hastalığı veya diabetes mellitus), neoplazmalar ve diğer tüm ağırlık
kaybı ile seyreden medikal ve psikiyatrik hastalıklardan ayırıcı tanısının
yapılması gerekmektedir (7).
Anoreksiya nervozanın ayırıcı tanısında güçlük oluşturan etkenlerden biri de
hastalık sırasında renal (hipokalemi, hipokloremik metabolik asidoz, kanda
üre ve nitrojen artışı, böbrek taşı), gastrointestinal (parotitis, mide
boşalımının gecikmesi, gastrik dilatasyon, kabızlık, vb.), kardiyovasküler (bradikardi,
hipotansiyon, aritmi, kardiyomiyopati), hematolojik (anemi, trombositopeni,
hiperkolestrolemi, hiperkarotenemi), kas-iskelet sistemi (miyopati,
osteoporoz ve patolojik fraktür), dermatolojik (deri kuruluğu, perioral
dermatit), pulmoner (pnömoni), dental (periodontit), sinirsel (nonspesifik
EEG değişiklikleri, geriye dönebilir kortikal atrofi) ve nöroendokrin (amonere,
oligomenore) komplikasyonların ortaya çıkmasıdır (7).
PSİKOLOJİ ARŞİVİ CD si
2300 Adet; psikoloji psikiyatri ve özel eğitim içerikli dokümandan oluşan eşsiz bir arşiv çalışması
Binlerce dokümanı tek CD de topladık. Ayrıştırılmış konu indeksi, Karma ve Alfabetik, Konular,
Konu içerikli Klasörler, İçerik bağlantılı Alt dosyalar, Kolay kullanılma imkanı.
CD ye sahip olmak ve ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZDetaylı Bilgi İçin Aşağıdaki Siteleri Ziyaret Edebilirsiniz
|
|
İlişkili Reklamlar |
|
|
|
Kaynaklar
Vandereycken W, Lowenkopf EL. Anorexia nervosa in 19th century America. J
Nerv Ment Dis 1990; 178: 531-5.
Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 4th ed. Washington:
American Psychiatric Association, 1994: 539-50.
Haller E. Eating disorders: A review and update. West J Med 1992; 157:
658-62.
Kassett JA, Gwirtsman HE, Kaye WH, Brandt HA, Jimerson DC. Pattern of onset
of bulimic symptoms in anorexia nervosa. Am J Psychiat 1988; 145:1287-8.
Norman K. Eating disorders. In:Goldman HH, ed. Review of general psychiatry.
California: Appleton & Lange, 1992: 327-38.
Lucas AR, Beard CM, O’Fallon WM, Kurland LT. 50-year trends in the incidence
of anorexia nervosa in Rochester Minn: A population-based study. Am J
Psychiat 1991; 148: 917-21.
Kaplan HI, Sadock BJ, Grebb JA. Synopsis of psychiatry, 7th ed. Baltimore:
Williams & Wilkins, 1991: 689-99.
Jimerson DC, Lesem MD, Kaye WH, Hegg AP, Brewerton TD. Eating disorders and
depression: Is there a serotonine connection? Biol Psychiat 1990; 28:
443-54.
Tamburino MB, Kaufman R, Hertzer J. Eating disorder history in women with
obsessive compulsive disorder. J Am Medical Wom Assoc 1994; 49: 24-6.
Gartner AF, Marcus RN, Halmi K, Loranger AW. DSM-III-R. Personality
disorders in patients with eating disorders. Am J Psychiatry 1989; 146:
1585-91.
Connors ME, Morse W. Sexual abuse and eating disorders: a review. Int J Eat
Disord 1993; 13:1-11.
Haller E. Eating disorders. A review and update. West J Med 1992; 157:
658-62.
Lucas AR. Update and review of anorexia nervosa. Bol Assoc Med PR 1990; 82:
544-6.
Sohlberg S, Strober M. Personality in anorexia nervosa: an update and a
theoretical integration (review). Acta Psychiat Scand 1994; Suppl 378:1-15.
Çifter İ. Psikiyatri, III.Baskı. Ankara: GÜ Basın-Yayın YO Basımevi, 1982.
Pate JE. Cross cultural patterns in eating disorders: A review. J Am Acad
Child Adolesc Psychiat 1992; 31-5.
Fava M, Copeland PM, Schweieger U, Herzog DB. Neurochemical abnormalities of
anorexia nervosa and bulimia nervosa. Am J Psychiat 1989; 146:963-71.
Casper RC. Hypothalamic dysfunction and symptoms of anorexia nervosa.
Psychiatric Clin N Am 1984; 7:201-13.
Dalsky GP. Effect of exercise on bone: Permissive influence of estrogen and
calcium. Med Sci Sports Exerc 1990;22:281-5.
İnci Y, Söhmen MT, Söhmen G, Yavaş İ. Anoreksiya nervozada beyin atrofisi:
Bir olgu sunumu. Türk Psikiyatri Derg 1993;4:138-41.
Hsu LKG. The treatment of anorexia nervosa. Am J Psychiat 1986;143:573-81.
Boyacıoğlu I, Kabakçı G. Bilişsel-davranışçı terapiler. Ankara: Türk
Psikologlar Derneği Yayınları, Özyurt Matbaası, 1996:104-26.
Walsh BT. Eating disorders: Drug therapy. In: Karasu TB, ed. Treatments of
psychiatric disorders. Washington: American Psychiatric Association,
1989:471-5.
Yazışma adresi: Y.Doç.Dr.Nazmiye Kaya, S.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri
Anabilim Dalı, 42080 Konya
![]() |