![]() |
![]() |
Anna Freud Ve Psikanaliz
Freud, Adler’in cinselliği bile bir tür saldırganlık olarak kabul
eden, iktidar odaklı kuramının, analizin temeline egoyu koymasından ötürü
tamamen yanlış olduğunu söyler. Başlangıçta Freud, yıkıcı içgüdülerin kaynağı
olarak egoyu görmek istemiş, ancak daha sonra Barbara Low’un nirvana ilkesinden
etkilenerek, yaşamın amacının ölüm olduğunu ileri sürmüştür. Böylece doğanın
diyalektiği doğaya armağan edilmiş, ölüm içgüdüsü ile cinsel içgüdü arasındaki
diyalektik tamamen id’in dünyasına teslim edilmiştir. Bu revizyon sayesinde,
çatışma alanından uzaklaştırılan egoda Heinz Hartmann sine ira et studio
etkinlik gösteren bir alan aramaya gitmiştir. Hartmann’ın egoya özerklik verme
çabası, çatışmadan çok egonun uyum süreçleriyle ilgilenmesi ve psikiyatri
otoritelerince Ego Psikolojisi denilen ekolün gerçek sözcüsü olarak kabul
edilmesinde, kuşkusuz, ekolün öncüleri Anna Freud ve Erik Erikson’un payı
büyüktür. Anna Freud’u önemli kılan bir diğer neden de psikanalizi çocuk
psikiyatrisine uyarlayarak bu alanda yarattığı gelişmelerdir.
Anna Freud’un yalnızca kendi görüşlerinin değil, psikanalizin de eşsiz
bir özeti olan kitabı, Çocuklukta Normallik ve Patoloji, ilginç bir biçimde,
psikanalizin toplumca benimsenmesinden, rehberliğinin aile içi ilişkileri
etkilemesinden sonra neler olduğunu betimleyerek başlar. Bu betimlemede tinsel
dünyayı kuran unsurlardan biri olan eğitimin, doğa karşısındaki çaresizliğine
tanık oluruz: “...yetişkinlerin cinsel yaşamının gerçekleri ile çocuğun cinsel
yapısının olgunlaşmamışlığı birbiriyle çelişir. Bu olgunluk eksikliği yüzünden,
çocuklar en titiz ve ayrıntılı açıklamaları bile kendilerinin genitallik öncesi
cinsel varsayımlarının diline çevirmeyi sürdürmektedirler.” (s. 26) Winnicott,
özellikle pediatriyle ilgisi olmayan insanların yerli yersiz uyarı ve
tavsiyeleriyle, hemşire ve doktorların müdahaleleriyle anne ve çocuk arasındaki
nesne ilişkilerinin doğal seyrinin bozulduğunu söyler. Ayrıca Winnicott’a göre
çocuğun patolojik semptomlar sergilemesi ebeveynlerde doğal bir suçluluk duygusu
yaratır. Görülen o ki, psikanaliz de bir dönem bu suçluluk duygusunu körüklemiş,
doğal süreçler üzerinde tinsel etkilerde bulunmuştur. Örneğin mastürbasyona izin
verilmesi dürtülerin süper-egoya üstün gelmeleri, dolayısıyla ahlaki yaşamın
örselenmesine neden olmuştur.
Kitapta bu bulgulara bağlı olarak, Anna Freud’un psikodinamik şemayı
dürtü-ruhsal aygıt gelişimi merkezinde konumlandırdığını görüyoruz. Yani, Anna
Freud’a göre psikopatolojiler ya dürtülerin ya da ruhsal aygıtların bir diğerine
göre daha hızlı gelişimi nedeniyle ortaya çıkmaktadırlar. Örneğin,dürtülere
oranla ego ve süper-egonun daha çok gelişmesi obsesif-kompülsiyona, ruhsal
aygıtlara oranla dürtülerin daha çok gelişmesi ise antisosyal, narsisistik ya da
sınır kişilik bozukluğuna neden olmaktadır. Anna Freud’un kitabı, bunun gibi
çeşitli metapsikolojik şemalaştırma ve sistematikleştirme girişimlerini
içermektedir. Bu girişimlerin yardımıyla halen yeterince aydınlatılmamış pavor
nocturnus gibi uyku bozuklukları ve yeme bozukluklarına, transvestizm ve
fetişizm gibi sapkınlıklara ilişkin psikanalitik açıklamalar için gerekli
temelleri sağlamıştır.
Babası gibi o da yalnızca klinik değil gündelik yaşamın
psikopatolojisiyle de ilgili örnekler verir. Örneğin yorgunluğun egodaki olağan
gerilemelerden kaynaklandığını söyler. Yine babası gibi uygarlığın patolojisi
üzerine bir ipucu verir: “Mülkiyetini onlarla paylaşabilir ve her bakımdan eşit
hakları olan kimseler gibi hareket edebilir.” (s. 75) Gerçekte, çocuk
gelişiminin “benmerkezcilikten dostluğa” doğru yükselen piramidinin 4.
basamağını böyle betimler Anna Freud, ama biz onun yardımıyla uygarlığın henüz
4. basamağa erişemediğini söyleyebiliriz.
Anna Freud, psikopatolojik bir gelişim boyunca, endopsişik yapılarda
görülen entropi tipleri üzerinde dururken egonun geliştirdiği savunma
düzeneklerinin yazgıları üzerine de birkaç şey söyler. Savunma mekanizmaları,
psikolojik gelişimin doğal unsurlarıdır. Ne var ki, sönüp gitmeleri gerekirken
halen psişik yaşamda yer almaları ya da zamanından önce ortaya çıkmaları
patolojilere neden olur: “Örneğin yadsıma ve yansıtma erken bir çocukluk
evresinde ‘normal’dir, daha sonraki bir evredeyse patolojik etki yapar. Bastırma
ve tepki oluşturma eğer çok erken kullanılırsa çocuk kişiliğinin felç olmasına
yol açar.” (s. 138)
Satır aralarında Anna Freud, gündemin en ilgi çekici vakaları olan
kişilik bozuklukları üzerinde çalışan psikanalistlere göz kırpar. Arkaik
korkuları ego zayıflığının bir belirtisi olarak görmesi, Kohut’un arkaik
talepleri narsisistik kişilik bozukluğunun semptomları arasına koyması ile;
nevrozların savunma düzeneklerine neden olmalarının ötesinde savunma
düzeneklerinin aşırı kullanımının da nevrozlara neden olacağı savı, Kernberg’in
sınır kişiliklerde ego zayıflığından ötürü bölme düzeneğine başvurulduğu gibi
bölmenin de ego zayıflığını arttırdığı şeklindeki savı ile karşılaştırılabilir.
Ayrıca Kernberg, “saldırganla özdeşim” kavramını, Anna Freud’un Ben ve Savunma
Mekanizmaları isimli yapıtından devşirdiğini açıkça söyler.
Freud, varisini boşuna aile dışında aramış, Jung ve Abraham’a umut
bağlamıştır. Onun gerçek varisi ve sadık kızı Anna Freud’dur.
Ata Devrim, "Anna Freud ve Psikanaliz", 13 Mayıs 2005 (Metis yayınları sitesi kitap yorumu)
Detaylı Bilgi İçin Aşağıdaki Siteleri Ziyaret Edebilirsiniz
|
|
PSİKOLOJİ ARŞİVİ CD si
2300 Adet; psikoloji psikiyatri ve özel eğitim içerikli dokümandan oluşan eşsiz bir arşiv çalışması
Binlerce dokümanı tek CD de topladık. Ayrıştırılmış konu indeksi, Karma ve Alfabetik, Konular,
Konu içerikli Klasörler, İçerik bağlantılı Alt dosyalar, Kolay kullanılma imkanı.
CD ye sahip olmak ve ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZ