PSİKOLOJİ ARŞİVİ CD si
2800 Adet Civarında (Yaklaşık 20 Bin sayfa); psikoloji psikiyatri ve özel eğitim içerikli dokümandan oluşan eşsiz bir arşiv çalışması Binlerce dokümanı tek CD de topladık. Ayrıştırılmış konu indeksi, Karma ve Alfabetik, Konular, Konu içerikli Klasörler, İçerik bağlantılı Alt dosyalar, Kolay kullanılma imkanı.
CD ye sahip olmak ve ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZALKOLLE İLİŞKİLİ BOZUKLUKLAR
|
Yard Doç Dr Özcan Uzun I. Tanım Alkol, çok eski çağlardan beri keyif verici, yatıştırıcı, uyuşturucu ve ilaç olarak kullanılan kimyasal bir maddedir. MSS’de depresan ve toksik etkileri olan alkol, ruhsal olarak sağlıklı veya hasta olanlarda en yaygın kullanılmaktadır. Eğlence veya sosyal içicilik ile kötüye kullanım arasındaki ayırım belirsizdir. Alkolizm, etanol içeren içeceklerin aşırı şekilde kullanımıdır. II. Yaygınlığı Alkol kullanımı toplumsal kabul gören yaygın bir davranıştır. Alkolizm gelişmiş ülkelerde başta gelen sağlık sorunlarından biridir. ABD.'de alkolizm kalp hastalıkları ve kanserden sonra üçüncü sırada yer alır. ABD.'de erişkinlerin %51'i alkolü değişik miktarlarda sürekli kullanmaktadır. Kötüye kullanım kadınlarda %10, erkeklerde %20; alkol bağımlılığı kadınlarda %3-5, erkeklerde %10 olarak bulunmuştur. Alkol kullanımı ile ilgili bozukluklar erkeklerde 2-3 kat fazladır. Ülkemizde alkol kullanımı ile ilgili bozuklukların yaygınlığıyla ilgili araştırmalar yetersizdir. Yaş ve cinsiyet: Alkol kullanımının 20-35 yaşları arasında en yüksek olduğu bilinmektedir. Çalışmalarda 12-17 yaş grubunun ortalama %50'sinin en az bir kez alkol kullandığı, bunlardan %25'inin kendisini bir alkol kullanıcısı olarak tanımladığı bulunmuştur. Alkole bağlı bozuklukların semptomları erkeklerde 20'li yaşlarda başlar, genellikle 30'lu yaşlarda tanı koyduracak hale gelir. Kadınlarda alkol kötüye kullanımının başlama yaşı genel olarak daha geçtir. Alkol kullanımı erkeklerde kadınlara göre daha fazladır. Alkole bağlı bozukluklar da buna paralel olarak erkeklerde 2/1 ile 3/1 oranlarında daha yüksek olarak bildirilmektedir. Psikososyal faktörler: Alkolizm bütün sosyoekonomik sınıflarda mevcuttur. Gelişmiş ülkelerde alkole bağlı bozukluklar yüksek sosyokültürel kesimde belirgin derecede yüksektir. Beraber Görüldüğü Diğer Ruhsal Bozukluklar : Diğer madde kullanım bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu ile sıklıkla birlikte izlenir. Ayrıca alkole bağlı bozukluğu olanların %30-40'ının hayatlarında en az bir kere majör depresif bozukluk görüldüğü bilinmektedir. Alkol anksiyeteyi azaltır, pek çok kişi bu nedenden dolayı kullanır. Alkole bağlı bozukluğu olanların %25-50'si bir anksiyete bozukluğu (özellikle fobiler ve panik bozukluğu) tanı kriterlerini karşılamaktadır. İntihar yaygınlığı %10-15 civarındadır. Alkole bağlı bozuklukta majör depresif atak, zayıf psikososyal destek, ciddi organik hastalık varlığı, işsizlik ve yalnız yaşama intihar riskini artıran faktörlerdir. III. Etyoloji Alkole bağlı bozukluklarda diğer ruhsal bozukluklarda olduğu gibi multifaktöryel bir etiyoloji söz konusudur. Herhangi bir hastada psikososyal, genetik veya davranışsal faktörlerden biri daha önemli rol oynamış olabilir. Öne sürülen hipotezler şunlardır: Çocukluk öyküsü: Çocukluk çağındaki pek çok faktörün (bazı nörokognitif testlerde defisit bulunması, bazı EEG anormallikleri gibi) ileriki yaşlarda alkol kullanımı için risk oluşturduğu ileri sürülmektedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu erişkin dönemde alkole bağlı bozukluklar için risk faktörleri olarak değerlendirilmektedir.. Psikoanalitik faktörler: Alkole bağlı bozukluklar ile ilgili psikoanalitik teoriler katı, cezalandırıcı bir süperego yapısı ve psikoseksüel gelişim basamaklarından oral dönem fiksasyonu üzerinde odaklaşmıştır. Bazı dinamik oryantasyonlu psikiyatristler alkole bağlı bozukluğu olanlarda özel bir kişilik tipi tanımlamışlardır: “Çekingen, yalnız, sabırsız, öfkeli, aşırı duyarlı, kaygılı ve cinsel olarak bastırılmış”. Sosyal ve kültürel faktörler: Bazı sosyal olaylarda aşırı içki kullanımı görülebilir. Yatılı okul yatakhaneleri, askeri üsler çok ve sık içki kullanımının yaygın olduğu ve sosyal bir olay olarak kabul gördüğü ortamlardır. Bazı kültürel, dini ve etnik gruplarda ise alkol kullanımına direnç daha fazladır (Örneğin; Müslümanlarda, tutucu Protestanlarda, Asyalılarda). Davranış ve öğrenme faktörleri: Özellikle ailedeki içki alışkanlığı gibi bazı faktörler içki kullanımını etkiler, ancak ailenin içki alışkanlığının alkole bağlı bozukluk üzerine direkt bir etkisi yoktur. Davranışsal açıdan bakınca içkinin sağladığı öfori, kendini iyi hissetme, anksiyete ve korkunun azalması sonraki içki alışkanlığını pekiştirir. Genetik ve diğer biyolojik faktörler: Alkole bağlı bozukluklarda genetik geçiş ile ilgili bilgiler erkeklerde kadınlara göre daha kuvvetlidir. Aile araştırmalarında alkolik bireylerin babalarının % 50'si, erkek kardeşlerinin % 30'u, annelerinin % 6'sı, kız kardeşlerinin % 3'ü alkolik bulunmuştur. Birçok çalışmada birinci derecede akrabalarında alkole bağlı bozukluk olanlarda, olmayanlara göre 3-4 kez daha çok alkole bağlı bozukluk gösterilmiştir. Bu bulgular monozigot ikizlerde dizigotlara göre daha yüksek konkordans bildirilmesi ile de desteklenmektedir. Evlat edinme çalışmalarında da öz ailesinde alkole bağlı bozukluk bulunanların, alkole bağlı bozukluk bulunmayan üvey aile yanında yetiştirilseler bile alkole bağlı bozukluk açısından risk altında oldukları gösterilmiştir. Bazı çalışmalara alkole bağlı bozukluk ile Dopamin tip 2 reseptörleri arasında bir ilişkiden söz edilmektedir. Alkole bağlı bozukluk ile ilgili organisite çalışmaları, bunlardaki fizyopatolojinin ventral tegmental alan ve nükleus accumbensde olduğunu ileri sürmektedir. Genetik geçişin biyolojik sonuçları bilinmemekle birlikte, ailelerinde alkole bağlı bozukluk olan çocukların beyinlerinde elektrofizyolojik ölçümlerde ve alkole cevapta değişikliklerden söz edilmektedir. Burada D2 reseptörleri gibi nörotransmiter reseptörler rol oynuyor olabilir. Bazı çalışmalarda ise alkole bağlı bozukluğu olanların BOS'unda anormal nörotrasmiter konsantrasyonları ve metabolitleri bulmuşlardır. Serotonin, dopamin, GABA ve bunların metabolitlerinde azalma bildirmişlerdir. IV. Alkolun Etkileri Alkol terimi, doymuş bir karbon atomuna bağlı hidroksil grubundan oluşan geniş bir grup organik molekülü kapsar. Etil alkol, diğer deyişle etanol en yaygın kullanılan alkol çeşididir. Bu aynı zamanda içki alkolüdür. Değişik tat ve kokudaki alkol içeren içkiler üretim metotlarındaki farklılıklar sonucudur. Bir tek içimlik alkollü içki ortalama 12 gram etanol içerir. Genel olarak, ortalama bir içki ile tek kadehte, 70-75 kg.lık bir kişinin kan alkol düzeyinin 15-20 mg/dl. olduğu kabul edilir. Sağlıklı bir kişi bunu yaklaşık bir saatte metabolize eder. Alkolün %10'u mideden, geri kalanı ince barsaklardan emilir. Kan konsantrasyonu, içimden ortalama 45-60 dakika sonra en yüksek seviyeye ulaşır. Midenin dolu olması emilimi geciktirir. Alkol bütün vücut sıvılarına dağılır. Sıvı oranı yüksek dokularda daha yüksek konsantrasyona ulaşır. Alkolün %90'ı karaciğerde oksidasyon yolu ile metabolize olur, geri kalanı değişmeden böbrek ve akciğerlerden atılır. Vücut saatte 10-34 mg/dl alkolü metabolize edebilir. Birçok maddenin beyinde spesifik hedef reseptörleri tanımlanmışken, alkol için tek bir moleküler hedef yoktur. Uzun zamandan beri kabul gören teoriye göre, alkol nöron membranına etki eder. Kısa süreli kullanımda membran akıcılığında artışa, uzun süreli kullanımda ise hücre membranında esnekliğin kaybolmasına yol açar. Alkolün beyinde genel olarak moleküler aktivite üzerinde deprese edici etkisi vardır. Kan konsantrasyonuna göre etkilenme şöyledir : %0.05 Düşünce süreci, yargılama ve otokontrol etkilenir. %0.1 İstemli motor hareketlerde beceriksizleşme %0.2 Beyin motor alanları deprese olur, emosyonel kontrol etkilenir %0.3 Konfüzyon, stupor %0.4-0.5 Koma Akşamları düzenli alkol alımı, uykuya dalmayı kolaylaştırdığı (uyku latensini azaltır) halde uyku yapısını bozar. REM ve derin uyku (4. dönem) kısalır, uyku bölünmeleri artar. Diğer organlar üzerindeki etkisi: Uzun süreli kullanımda karaciğer yağlanması, özefajit, gastrit, mide ülseri, pankreatit, pankreas yetmezliği, pankreatik kanserler, kan basıncında yükselme, lipoprotein, trigliserit disregülasyonu, karaciğer enzimlerinde yükselme, kanser türlerinin sıklığında artmadır. Miyokard infarktüsü ve serebrovasküler hastalık için risk oluşturur. Laboratuvar testler: -glutamil transpeptidaz, ürik asit, trigliserid, SGOT, SGPT artışı görülebilir. V. Alkolle İlişkili Bozukluklar (DSM IV,1994): Alkol kullanım bozuklukları Alkol bağımlılığı Alkol kötüye kullanımı Alkolun yol açtığı bozukluklar Alkol entoksikasyonu Alkol yoksunluğu Alkol entoksikasyonu/ yoksunluğu deliryumu Alkolun yol açtığı kalıcı demans Alkolun yol açtığı kalıcı amnestik bozukluk Alkolun yol açtığı psikotik bozukluk(sanrılı/ varsanılı) Alkolun yol açtığı duygudurum bozukluğu Alkolun yol açtığı anksiyete bozukluğu Alkolun yol açtığı cinsel işlev bozukluğu Alkolun yol açtığı uyku bozukluğu BTA alkolle ilişkili bozukluklar V.I. Alkol Bağımlılığı Bedensel ve ruhsal sağlığı etkileyecek derecede aşırı alkol kullanımıdır. Üç yaygın şekli vardır: (1) Çok fazla miktarda alkolü sürekli olarak kullanma, (2) sadece hafta sonları ağır içicilik veya mesleki işlevselliğin az etkilendiği tip, (3) sakin geçen uzun dönemler arasında ağır içme atakları ile seyreden tip. Alkol Bağımlılığı Tanı Ölçütleri (DSM IV): (12 aylık bir dönem içinde ortaya çıkan aşağıdaki belirtilerden en az üçünün olması ve klinik olarak bozulmaya yol açması) 1.Tolerans 2.Yoksunluk 3. Amaçlanandan çok veya uzun süre alkol alma 4. Başarısız bırakma azaltma çabaları 5. Alkol bulmak, kullanmak, etkilerinden kurtulmak için çok zaman harcama 6. Toplumsal, mesleki, sosyal eylemlerde azalma 7. Psikolojik ve fiziksel sorunlara rağmen alkol kullanma V.II. Alkol Kötüye Kullanımı Alkol Kötüye Kullanımı Tanı Ölçütleri (DSM IV): (12 aylık bir dönem içinde ortaya çıkan aşağıdaki belirtilerden en az birinin olması ve klinik olarak bozulmaya yol açması) 1. Sorumlulukları alamama ile sonuçlanan yineleyici alkol kullanımı 2. Fiziksel tehlikeli durumlarda yineleyici alkol kullanımı 3. Alkol kullanımı ile ilişkili yineleyici yasal sorunlar 4. Alkol kullanımı ile ilişkili yineleyici toplumsal ya da kişilerarası sorunlar (Bu belirtiler bağımlılığın ölçütlerini karşılamamalı) V.III. Alkolizm Tedavisi 1. Psikoterapi: İçgörü 2. Psikososyal önlemler: Aile terapisi, davranış terapisi 3. Farmakoterapi Disulfiram(Antabuse):Asetaldehid DH enzimini inhibe eder, aselaldehid birikimi sonucu aşırı rahatsızlık veren reaksiyonlar ortaya çıkar ve hasta alkol kullanma davranışından kaçınır. Hasta alkolu bırakmak istiyorsa kullanılabilir. Naltroksen: Olasılıkla endojen opioidlerin salınımını bloke ederek alkol isteğini azaltır. Psikotropikler (Anksiyolitikler, antidepresanlar, lityum) 4. Adsız Alkolikler: İyilik halinin sürdürülmesi ve sorunlarla başedilmesinde yardımcı olur. V.IV. Alkol Entoksikasyonu Yakın bir geçmişte alkol alımına bağlı gelişen, geri dönüşlü, alkole özgü bir sendromdur. Alkolün merkezi sinir sistemi üzerine direkt etkisine bağlı ortaya çıkan belirgin uygunsuz davranışlar, psikolojik değişiklikler vardır. Alkol Entoksikasyonu Tanı Ölçütleri (DSM IV): Belirgin uygunsuz davranış ve psikolojik değişiklerin yanında, aşağıdakilerden en az birinin görülmesi gereklidir. Geveleyerek konuşma Koordinasyon bozukluğu Sendeleyerek yürüme Nistagmus Dikkat,bellek bozukluğu Stupor ya da koma (Bu belirtiler tıbbi veya bir mental durumla açıklanamaz) Konuyla İlgili Olabilecek Aşağıdaki Google Sponsor Sitelerini Ziyaret Edebilirsiniz
|
||||
| Site İçi Arama | |
![]() |
![]() |