PSİKOLOJİ ARŞİVİ CD si
2800 Adet Civarında (Yaklaşık 20 Bin sayfa); psikoloji psikiyatri ve özel eğitim içerikli dokümandan oluşan eşsiz bir arşiv çalışması Binlerce dokümanı tek CD de topladık. Ayrıştırılmış konu indeksi, Karma ve Alfabetik, Konular, Konu içerikli Klasörler, İçerik bağlantılı Alt dosyalar, Kolay kullanılma imkanı.
CD ye sahip olmak ve ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZAİLE İÇİNDE VE TOPLUMSAL ALANDA ŞİDDET
ARAŞTIRMANIN TÜRÜ : UYGULAMALI ARAŞTIRMA
ARAŞTIRMANIN KAPSAMI : TÜRKİYE GENELİ
YÖNTEM : ALAN ARAŞTIRMASI
BAŞLAMA TARİHİ : 1997
BİTİŞ TARİHİ : 1998
Aile içinde ve toplumsal alanda şiddet konulu araştırma ile aile içerisindeki ve
toplumsal yaşam alanındaki bazı değişkenler ile bireylerin şiddet içeren
davranışları ve şiddet eğilimleri arasında bir ilişkinin olup olmadığını ve eğer
varsa ilişkilerin nicelik ve niteliklerini araştırmak amaçlanmıştır. Aile ve
toplumsal yaşam alanlarındaki bazı değişkenler (ailenin ekonomik gelir düzeyi,
bireylerin eğitim düzeyi, aile içi meslek yapısı, aile içindeki rol ve statü
dağılımı, aile içi iletişim biçimi, gelecekle ilgili beklentiler gibi) ile aile
içi şiddet arasındaki ilişki incelenmiştir.
Araştırmanın çarpıcı bulgularına bakıldığında şiddet ölçeğinden alınan puanlara
göre katılanların %35’inde şiddet eğilimi 40 puanın, %2’sinde 60 puanın üzerinde
bulunmuştur. Kadınların aldığı puanlar erkeklere göre belirgin biçimde daha
düşüktür. 15-22 yaş grubunda belirgin biçimde yükselen şiddet ölçeği puanları;
şiddet gösterme eğilimleri açısından gençlerin en önemli risk grubunu
oluşturduklarının adeta kanıtı niteliğindedir.
Evli ve/veya başından evlilik geçmiş kişilerin, genel populasyona göre şiddet
ölçeğinden aldıkları puanlar nispeten biraz daha düşüktür, ama bunda tek başına
evlilikten ziyade yaş ile ona bağlı geçmiş olayları unutma, geçmişe olumlu bakma
gibi diğer faktörlerin de bir rolü olabilir. Evli olup olmama, şiddet ölçeğinden
alınan puanları etkilemesi açısından cinsiyet ve yaş kadar önemli bulunmamıştır.
Evli ve/veya başından evlilik geçmiş kişiler, ancak %3.3 oranında eşleriyle sık
sık kavgaya varan münakaşalar yaptıklarını söylemektedirler. Kadınların %10'u
eşlerinden sık sık (%3.6) ve ara sıra (%6.5) dayak yediklerini bildirirlerken,
erkeklerin %2.1'inin sık sık, %1.2'sinin ara sıra eşleri tarafından
dövüldüklerini söylemeleri ilginçtir. Eş tarafından dövülme oranları, yaşa göre
çok farklılık göstermemektedir.
Kadınların %12.3'ü eşleri tarafından sık sık ve ara sıra hakarete uğradıkları;
eşin hakaretine uğrama oranının kadınlarda iki misli fazla olduğu ama yaşla
birlikte değişmediği saptanmıştır.
14 yaşından büyük kişilerin karı-koca ilişkilerindeki gerginleşme nedenleri
arasında en çok yer verdikleri durumlar, "eşin evle ilgilenmemesi" (%66.2),
"eşin saygısız tavır ve davranışları" (%56.6), "eşin kötü alışkanlıkları"
(%56.5) olarak sıralanmaktadır. Bu değerlendirmeler, bir bakıma gerçek hayatın
yansımaları olduklarından aile içi gerilimlerin nedenlerini araştırmaya ve bu
gerilimleri azaltmaya yönelik girişimlerin hangi konular üzerinde yoğunlaşması
gerektiği konusunda bir fikir vermektedir.
Eşler arasındaki şiddetin yukarıda belirtilenlerin dışında kalan bazı özgün
yönleri de bulunmaktadır. Orneğin eşle kavgaya varan münakaşalar yapma oranı
arttıkça, (özellikle kadınların) eş tarafından dövülme oranlarının arttığı, aynı
durumun eşin hakaretlerine maruz kalma açısından da geçerli olduğu ortaya
çıkmıştır. Eşler arasında duygu ve düşünce paylaşımı yönünden ne kadar uyumlu ve
tatmin edici bir ilişki varsa, şiddet ölçeğinden alınan puanlar da o ölçüde
artmaktadır, üstelik bu durumdan kendilerini değil eşlerini sorumlu tutanlarda
da bu artış çok yüksek oranlara ulaşmaktadır. Ancak burada belirtilmesi gereken
önemli bir nokta kişilerin yarısından fazlası da "ara sıra" ve "çok az" da olsa
kavgaya varan münakaşalar yaptıklarını bildirmektedirler. Demek ki uyumlu ve
tatmin edici bir evlilik ilişkisi olabilmesi için, eşle kavgaya varan
münakaşalar yapılmaması gerektiği, görüşülenlerin büyük bölümünce koşul olarak
görülmemektedir. Araştırma, eşle duygu ve düşüncedeki paylaşım düzeyleriyle
cinsel yaşamdaki paylaşım düzeyleri arasında birebir olmasa bile büyük ölçüde
bir mütekabiliyet ilişkisi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla cinsel
paylaşım düzeyleriyle eşler arasındaki ilişkiler, duygu ve düşüncedeki paylaşım
düzeyleriyle eşler arasındaki ilişkilere büyük ölçüde benzemektedir. Cinsel
yaşamdaki paylaşım, eşler arasındaki ilişkinin dolayısıyla evlilikte şiddet
görünümlerinin iyi bir ölçütü gibi görünmektedir. Bir başka olgu, evlilikte
şiddet görünümlerinin iyi bir ölçütü, ailedeki karar alma süreçlerine
katılımdır. Ailedeki karar alma süreçlerine üyelerin katılımı arttıkça, eşler
arasındaki duygu ve düşünceleri paylaşım düzeyi açısından tatmin edici ve uyumlu
ilişki olasılığı da artmakta; aynı şekilde eşler arasındaki şiddet görünümleri
de gerilemeye uğramaktadır. Ailedeki karar alma süreçlerine üyelerin katılımları
arttıkça, evde çocukların dövülme sıklıkları da belirgin biçimde azalmaktadır.
Çocuklu ailelerin çocuklarının yaramazlıkları karşısında uyguladıkları yöntemler
arasında "açıklama ve ikna etme" çok yüksek oranlarla ilk sırada yer almakta,
onu "azarlama, utandırma", "cezalandırma ve yoksun bırakma" ve "korkutma"
izlemektedir. Evde çocukların hiç dövülmediğini söyleyen aileler yüzde 55
oranındadır; çocuklarını ayda birden fazla ve çok şiddetli dövdüklerini
söyleyenler yüzde 3, yılda 1-10 arası çok şiddetli dövdüklerini söyleyenler
yüzde 1.5 oranındadır. Ailelerin yüzde 40'ı ise çocuklarını hafif şiddette
dövdüklerini belirtmektedirler. Evde çocukları dövmeyi daha çok annelerin
üstlendiği görülmektedir.
7-14 yaş grubundakilerin yüzde 22'si bir, yüzde 2'si daha fazla evden
kaçmışlardır. Bir kez evden kaçma erkeklerde, birden fazla evden kaçma kızlarda
daha fazladır. Yine aynı yaş grubundaki öğrencilerin yarısına yakını cinsiyet
farkı olmaksızın, öğretmenlerinden, diğer öğrencilerden, okul dışındaki başka
kimselerden bir biçimde rahatsız edici davranışlara maruz kalmışlardır.
Konuyla İlgili Olabilecek Aşağıdaki Google Sponsor Sitelerini Ziyaret Edebilirsiniz
|
|
İlişkili Reklamlar |
|
|
|
Şiddete maruz kalınan bir çocukluk
yaşamak, sonraki yaşamda ailede ve toplumsal alanda bir şiddet
uygulayıcısı olma şansını artırmaktadır ve büyük olasılıkla tüm bu
alanlardaki şiddet zincirinin temel ve başlatıcı halkasını
oluşturmaktadır. Bu açıdan Türkiye'deki şiddet eğilimlerini düşürmenin
yolu, çocuk eğitiminde şiddeti bir yöntem olarak kullanmaktan
kaçınmaktır.
Ailenin yapısal özelliklerinden olan birey sayısının 7'ye kadar artması
şiddet ölçeğinden alınan puanları da artırmaktadır. Birey sayısı 7'yi
aştığında şiddet ölçeği puanları gerilemektedir.
Aile içi dayanışma ile akrabalarla görüşme ve yardımlaşma oranları
azaldıkça, şiddet ölçeği puanları yükselmektedir.
Alkol ile şiddet arasında da açık bir ilişki görülmektedir.
Bireylerin eğitim düzeylerindeki artışa bağlı olarak, şiddet eğilimleri
azalmaktadır. Aynı şekilde gelecekle ilgili beklentilerdeki olumluluk
düzeyine bağlı olarak da şiddet eğilimleri azalmaktadır.
Siyasal sistemle ilişkileri kötü olan bireylerin şiddet eğilimleri ile
siyasal sistemle ilişkileri iyi olan bireylerin şiddet eğilimleri
arasındaki farklılaşmalar anlamlı bulunmuştur.
![]() |