PSİKOLOJİ ARŞİVİ CD si
2800 Adet Civarında (Yaklaşık 20 Bin sayfa); psikoloji psikiyatri ve özel eğitim içerikli dokümandan oluşan eşsiz bir arşiv çalışması Binlerce dokümanı tek CD de topladık. Ayrıştırılmış konu indeksi, Karma ve Alfabetik, Konular, Konu içerikli Klasörler, İçerik bağlantılı Alt dosyalar, Kolay kullanılma imkanı.
CD ye sahip olmak ve ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZAİLE İÇİ PROBLEMLER VE ÇÖZÜM YOLLARI
GİRİŞ
Hızla değişen dünyamızda insanın yaşayabilmesi ,bir bakıma en yakın çevresiyle
olan ilişiklerine ve çevrenin kişilerin davranışları üzerindeki etkisini
anlamasına bağlıdır.İnsanın en yakın çevresi evi ve ailesidir.Anayasamızın
41.maddesinde “Aile Türk Toplumunun Temelidir.”hükmü yer almaktadır.
Kişi veya aile olarak tüm insanlar,devamlı olarak değişen ,bir dünyada yaşamak
ve bu dünyaya uyum sağlamak zorundadır.bir yandan sanayi ve teknolojideki
değişikler aile yaşantısını da etkilemekte kitle iletişim araçlarının da
yardımıyla bu etkileşim artık çok hızlı olmaktadır.
Nüfus durumunda,sosyal ve ekonomik yapıdaki değişmeler,doğrudan ve dolaylı
olarak aileye yansımakta ve bunun sonucunda aile yaşamı devamlı olarak
değişmektedir.Bu nedenle aile konusu işlenirken,ailenin durumu
belirlenirken,ailenin içinde bulunduğu toplumdaki gelişme ve değişmeleri
birlikte incelemek gerekmektedir.Ailenin bugünkü durumunu bilmek değişimleri
izlemek için şart olmaktadır.Ancak bu sayede ;ailedeki değişimi analiz etmek
,ailenin değişimine neden olan veya neden olacak faktörleri incelemek ,aile
refahını artırıcı yönde alınacak önlemlerin gerçekçi olmasına imkan sağlamak
mümkün olacaktır.
Aile,insanlık tarihi boyunca var olan ve değişmeler karşısında sürekliliğini her
zaman koruyan bir kurumdur.Bu güne kadar kurulmuş olan bütün
medeniyetlerde,bütün hukuk sistemlerinde ve dinlerde toplumsal hayatı,birlik ve
bütünlüğü sağlamaya yönelik düzenlemelerin esas objesi aile olmuştur.
Aile ,insanoğlunun en derin eğitim etkilerini aldığı ,pek çok şeyler öğrendiği
ve hayata hazırlandığı bir okuldur.Diğer yandan aile ,dünyaya masum ve nötr bir
özellikte gelen çocuğa hem ferdi hem de sosyal ve kültürel yönden kimlik
kazandıran bir yerdir.Çocuğun şahsiyeti bir nevi aile eğitimi vasıtasıyla
oluşmaktadır.Verdikleri eğitimle çocuklarının şahsiyetini çizen aileler
,dolayısıyla mensubu bulundukları milletinde şahsiyet ve kaderini çizmektedir.Bu
sebepledir ki aile eğitiminin değeri ve sorumluluğu büyük önem arz etmektedir.
En küçük toplum birimi olarak da tanımlanan aile insan yaşantısı içinde doğudan
önce başlayan ve doğundan sonraki ilk gelişim yıllarından yaşamın sonuna değin
etkinliğini sürdüren bir kurumdur.Ailenin çocuk üzerindeki etkilerinin kalıcı
olduğu düşünüldüğünde aile kavramının önemi dağa da belirginleşmektedir.Çocuk
,bir topluluk içinde nasıl yaşanıldığını ailesinden görerek öğrenmektedir.Çocuk
yetiştirmede amaç sağlıklı bir kişilik oluşturmaktır.Bütün toplumlarda aile
kişiliğin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde etkili olan ilk sosyal etkendir.
İnsanın ihtiyaçlarına karşılık vermeyen bir aile yapısı,o insanın,dolayısıyla o
toplumun temel yapı ve özelliğini de kısa veya uzun vadede derinden etkiler.
Ailenin dayandığı temel değer onun yansıyış şartları arasında beyin,duyan kalp
ile vücuttaki organlar ve duyumlar arasında ortaya çıkan uyumsuzluğu
hatırlatabilir.Ki bu durumda olan insana özürlü diyoruz.bu durumda olan insana
özürlü diyoruz.Gerçi bu durumda olan insanlarda da normal insanlarda gördüğümüz
organlar ,beden yapısı ve ihtiyaçlar küçük farklar dışında aynıdır.
Fakat arda sırada bir ilişki kesikliği veya giderememe vb.. gibi durumlar söz
konusudur. Tıpkı benzer şekilde ailenin dayadığı değer ile bu değerin yansıması
gereken ortam ve şartlar arasında mütekabiliyet bir uyum ve uygunluk, bir ilişki
eksikliği veya kesikliği söz konusu ise o taktirde ortada bir dizi önemli sorun
var demektir. En azından sorunların ortaya çıkabileceği hazırlıklı olunması
kaçınılmaz hale gelir.
Türk topumu olarak hayatiyetini korunması ve sürdürmesi belirtilmek istenen bu
aile yapısına bağlıdır. Ancak bu aile yapısının dayandığı ve hayatiyetini
sürdürmekte etkili olan değer ile onun yansıyacağı ortam ve şartlar arasındaki
mesafe her geçen süre giderek açılmakta, en azından bulanıklaşmakta çeşitli
lekelerin yansıdığı bir ortama dönüşmektedir. Bu durumu zaman içinde ve şartlara
uygun olarak değerin yorumlanması olgusuyla karıştırmamak mecburiyeti vardır.
İnsan yapısı gerekli değişikliğe veya ilerlemeye teşne bir varlıktır. Elbette
aile kurumu toplumsal örgütlenme ve yapılanmada bunun dışında düşünülemez. Fakat
insan aynı zamanda hafızası ve hatırası tarihi ve geçmişi olan bir varlıktır da.
Bu yönüyle insan koruyucu, gözetici, sadık kısacası bazı değerlere sıkı sıkıya
bağlı kalmak durumundadır ki insanın değişmeyen , kalıcı olana ilişkisi de
buradadır. Başka bir söyleyişle insan ve toplum açısından zaman ve şartlar
gereği bilirli değişikliklerin olması gereklidir. Bu değişim isteği insanın
fıtratında kaynağını bulan bir olgudur. Çünkü değişim insanın insan olarak iyiye
güzele ve doğruya yönelmesiyle vazgeçilmeyecek bir süreç olarak kabul
edilmelidir. Kaldı ki insan iyiye güzele ve doğruya yöneldiği anda kendi
özünü,asıl insan olma olgusunu yavaş yavaş gerçekleştirmeye başlar.
İnsan değişmeyen fıtratını değişen ortam ve şartlar bakımından tanımak,bu
tanıyışına bağlı olarak da belli bir değişim içinde,yani sürecinde olmak
durumundadır.ahlaki idealin gerçekleştirilme kaynağı burada söz konusu
edilmektedir.kısacası insan,değişmeyen değerlerini değişen şartlar ve ortama
göre yeniden tanımlamakta,belirlemekte,anlamakta ve anlaşılır kılmaktadır.
AİLENİN TANIMI, YAPISI VE İŞLEVLERİ
Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile demekle neyi kastediyoruz? Soyut anlamda
kişiler arası ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzendir.
Aile sistemi dediğimiz zaman aile içindeki bireylerin birbirleriyle nasıl
etkileşimde bulunduklarını düzenleyen kuralların tümünü kastederiz.
Birey Davranışları İle Tüm Aileyi Yansıtır:
Her birey kendi benlik tanımlaması içinde ailenin tüm düzenini yansıtır;koşullar
olanak verildiğinde, kendi bildiği türden bir aile ortamı yaratmaya girişir.
Daha doğrusu koşul ve olanakları kendi bildiği aile türünden bir aile yaratacak
biçimde kullanır. Bu nedenle babası alkolik olan bir kız alkolik bir adamla
evlenir; annesi tarafından ilgi, sevgi görmemiş, yalıtılmış bir erkek ise
anneleri gibi duygusal yönden soğuk kadınlarla evlenirler. Aile içindeki roller
böylece kuşaktan kuşağa kendi kendini böylesine yineler
Aile kan bağlılığı,evlilik ve diğer yasal yollardan, aralarında akrabalık
ilişkisi bulunan ve çoğunlukla aynı evde yaşayan bireylerden oluşan;bireylerin
cinsel,psikolojik,sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılandığı, topluma uyum
ve katılımlarının sağlandığı ve düzenlendiği temel bir birimdir.(akt.
Bulut,1990)
Sistem perspektifine göre aile bir geçmişi paylaşan,duygusal bağı olan,bireysel
aile üyelerinin ve ailenin bütününün ihtiyaçlarını karşılamak için stratejiler
planlayan bireylerden oluşmuş kompleks bir yapı olarak tanımlanır.(Sabatelli ve
Bartle 1995) öğeler arasında etkileşim vardır ve bu etkileşim sistemdeki
öğelerin özelliklerinden etkilenir.
Aile bir geştalttır; üyelerinin toplamından daha fazlasını ifade eder.sistem bir
küme değildir.çünkü öğeler arasında kararlı bir iletişim vardır ve sistemdeki
parçalar birbirine bağlıdır.
Aile biçimleri çok genel olarak “çekirdek”ve “geniş aile” olarak
sınıflanabilir.çekirdek aile ana baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşur.diğer
akrabalarla da ilişkiler söz konusudur.ancak göreli olarak aile sorunlarında ve
diğer ilişkilerde daha bağımsızdır.geniş aile ise ,birden fazla kuşağın bir
arada oturduğu,ortak mülkiyet esasında ekonomik bir birimdir.evrensel nitelikte
olan çekirdek ailenin biyolojik,toplumsal ve psikolojik işlevleri vardır.bu
işlevlerden özellikle bakım ve toplumsallaştırmayı eğitim örgütleri büyük ölçüde
üstlenmektedir.fakat çekirdek aile temas sosyalleşme gurubu olarak önemini
korumaktadır.en azından çocuk köylerindeki bakımlarda bile ailedeki ana baba
rollerini oynayan kişiler görevlendirilmektedir.ayrıca bir çok sosyal bilimcinin
ortaklaşa önemsediği işlev maneviyata psikolojik gereksinmelerin
karşılanmasıdır.yakın sevgisi ve anlayış duygusu ailede başka hiçbir gurubun
gereğince karşılayamadığı temel işlevdir.geniş aile ;geleneksel tarıma dayalı
toplumlarda ekonomik ve sosyal birlik olarak daha çok sayıda işlevi yerine
getirmekle yükümlüdür.geniş ailenin ekonomik, üreme,eğitim,koruma,dinsel,boş
zaman değerlendirme,eğlenme,konum sağlama gibi daha pek çok işlevi
vardır.kentsel çekirdek ailede ise bu işlevlerin çoğu başka toplumsal kurum ve
örgütlerce karşılanmaktadır.
BİR PSİKOLOJİK
SİSTEM OLARAK AİLE
Ailenin bir sistem olarak incelenmesine olanak sağlayan hatta
belirleyici özellikleri sayabileceğimiz bazı ölçütler:
a-) Her sosyal grupta olduğu gibi, aile bireylerini bir arada oluşlarını
ortak bir amacı vardır. Ailenin amacı üyelerini ayrı ayrı bireysel güdü,
niyet ve gereksinimlerinden bağımsız ve ötedir. Üyelerin adeta gizli
antlaşma ile ve ortaklaşa belirlenen bu amaç bütün üyelerinin
gereksinimlerini aynı anda karşılayabileceklerin sosyal, psikolojik,
fiziksel v.b. bir ortam yaratmaktır.
b-) Her sosyal organizasyon gibi ailenin de bir örgütlenmesi /
yapılanması vardır.
c-) Aile bir insan sistemidir.aileyi insan üyeler ,sosyokültürel
kurultular,kişiler arası ilişkiler ve fiziksel çevre bir sistem yapar.
d-) Aile kendi içinde alt sistemlerden oluşur.Bir birey birden fazla alt
sistemde yer alabilir.bu alt sistemlerde yine kendi amaçları ve diğer
küçük sosyal grup özellikleri olan ,ancak “aynı aile sistemi “içindeki
birliklerdir.
e-)aile ,belili koşulların gerektirdiği bazı değişiklikleri kendi
yapısında gerçekleştirme ve gereksinimler için etkileşimsel yeterliği
olan bir birimdir.
f-)aile içinde değişen durumlara en belirgin örnek,tıpkı bir birey
gibi,yani gelişen bir sistem olarak karşılaştığı yaşam döngüsüdür.aile
yaşam döngüsü kuramcıları,belirli bazı plato ve geçiş dönemleri olan
evrelerden söz ederler.plato dönemleri göreli yapısal bir
durgunluğa,geçiş dönemleri ise yapısal istikrarsızlığa ve ana
değişimlere işaret eder.
g-)aileler aynı sonuca farklı yollardan da gidebilirler.yani insan
gelişiminde söz konusu olan eşsonluluk ilkesi aileler içinde
geçerlidir.farklı eğitim,ekonomik,kültürel,psikolojik donanımlara sahip
iki ailenin”bireylerine destek olma,sahip çıkma”hedefleri ortak,ancak
buna ulaşma biçimleri son derece değişik olabilir.
h-)aile yapısındaki dönüşümlere belirti üretmekte dahildir.özellikle
ailenin yapısını değişen koşullara uydurma ve etkileşimsel yeterlik
özelliği dikkate alındığında,bazı durumlarda yapının ancak psikolojik
belirti üretmeye yetecek şekilde değişebildiği ve sistemin
gereksinimlerini böyle doyurabildiği daha kolay görülecektir.
YAYGIN DÖRT AİLE YAPISI
KAPALI AİLELER
Kapalı ailelerde genellikle”geleneksel”olarak bilinirler.bu ailelerde
kararları veren belli bir lider ve hiyerarşi sistemi vardır.bu lider
anne veya baba olabilir.bu tip aileler üyelerinin ihtiyaçlarını sabitlik
/durağanlık,yapı ve ait olma duyguları ile karşılamaya çalışırlar.
Ebeveynlik otoriteye dayanır.kapalı aileler iyi işlerlerse kurallar ve
sınırlar belli olur.ancak,bu ailelerde çocukların özellikleri
yadsınır.çünkü kapalı ailelerde zıtlıklara karşı çok az hoşgörü
vardır.ebeveynler katı kurallarla davranışları kontrol altında tutmaya
çalışırlar.bu aileler oldukça katıdır ve üyeleriyle içi içedir.
GELİŞİGÜZEL AİLELER
Kapalı ailenin tam tersine,gelişigüzel aileler gurup yerine bireye önem
verirler.Yani aile her üyenin ihtiyaç ve amaçlarını karşılamasına yardım
eder.Aile yapısı hiyerarşik değil izin vericidir.Aile üyelerinin
bağımsız olarak kendi problemlerini çözebilmeleri için
cesaretlendirilir.Bu tip iyi işleyen aileler,çocuklarının yaratıcılığını
ve bireyselliğini geliştirirler.ancak,gelişigüzel ailelerin iki zorluğu
vardır.birincisi sınırlarını veya güvenli yapısını kurmada
yetersizdirler.ikincisi ,gücü kullanmada ve ebeveynlikte zayıftırlar.bu
nedenle etkileşim karışık hale gelir.gelişi güzel ailelerde ergen
çocuklar kendilerini bir yapıya dahil etmek için çeşitli alt kültür
guruplarına katılabilirler
AÇIK AİLELER
Açık ailelerde değerler karışıktır, hem bireyselliğe hem de guruba önem
verirler. Kararlar bütün aile üyeleri tarafından alınır, bilgiler
paylaşılır, işbirliği yapılır. Gelişigüzel ailelerin tersine, açık
ailelerde iletişim fazladır. Açık aileler bireylerine güven verir.
EŞ ZAMANLI AİLELER
Eş zamanlı ailelerde iletişim kapalıdır. Bu nedenle sözel olmayan
iletişim çok önemlidir. Başarılı aile üyeleri sözel olmayan bu mesajları
okuyabilecek beceriyi geliştirirler. Eş zamanlı ailelerde çocuklar rutin
ve düzenli bir ortam içinde güvenli ve ait olma duygularıyla yaşarlar.
Ebeveynlerin iletişimi doğrudan ve açık olmadığı için bunları anlamak
çok zordur. Bu tip ailelerde etkileşim az olduğu için samimiyetlik
duygularını kaybetmişlerdir. Yinede bu tip aileler çocuklarına güvenlik
ve ait olma duygularını yaşatmaya çalışırlar. Eğer ailede büyük bir
değişim ortaya çıkarsa üyeler bunu inkar etmeye çalışırlar. Eş zamanlı
aileler sakinlik ve huzur istedikleri için inkar edemeyecekleri kadar
büyük bir problem oluncaya kadar üyelerine yardımcı olmazlar.
AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ
1.Değerli Olma Duygusu: Aile içindeki etkileşim çocukları ya “ben
değerliyim” ya da “değersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile
içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde
etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete(gang) kurarak
çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen
aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır.”Ben değerliyim” duygusunu
aile içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı
davranışlarda bulunmaya gerek duymaz.
2.Güven Ortamı: Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki
tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin
temel nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa
çocuk ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır.
3.Yakınlık Ve Dayanışma Duygusu: Aile içinde temel güven ve dayanışma
varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar
yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış
dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu
tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de
güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu
insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi
güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.
4.Sorumluluk Duygusu: Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve
sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne
baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara
yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine
alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını
biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik
bireyler yetiştirirler Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler
yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar.
Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev
işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu
yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.
5.Zorluklarla Mücadele Ederek Onların Üstesinden Gelmeyi Öğrenme: Çocuğa
her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili
anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde
bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi
sorunları ile baş başa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları
ile mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun
çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir.
Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları
sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler
yetenek becerilerini keşfedemezler.
6.Mutluluk Ve Kendisini Gerçekleştirme Ortamı: Aile ortamı bir mutluluk
ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu
olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve
yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur.
7.Sağlıklı Manevi Yaşamın Temellerini Oluşturma Ortamı: Katı din
kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı,
cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini
zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü
körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı
manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı
bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri
olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.
KORUNMASI GEREKEN BEŞ TEMEL ÖZGÜRLÜK
1.Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (algılama) özgürlüğü
2.Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
3.Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
4.Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü
5.Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü
ANA BABALARIN YAYGIN TUTUMLARI
ŞİDDETLİ RET EDİCİ ANA BABA TUTUMU
Ret etme ,bir anlamda çocuğun bedensel ve ruhsal gereksinmelerini
karşılamayı aksatacak kadar çocuğa karşı düşmanca duygular
beslenilmesidir. Şiddetli ret edici tutumu olan ailelerde çocuğa karşı
düşmanmış gibi davranılır. Şefkat,sevgi,sıcaklık verilmez. Öz evlatları
olduğu halde anne baba tarafından çocuk üvey evlat muamelesi
görmektedir. Bazen sadece anne bazen de sadece baba çocuğu ret eder. Ama
genelde aile içinde çocuğa soğuk davranılır.
Beğenilmez ve devamlı her yaptığı eleştirilir.Çocuğun eksik ve yanlış
davranışları araştırılır.Çocuğa baskı yapmak için her türlü fırsat
kollanır.Çocuğun iyi yönleri değil de devamlı kötü yönleri su yüzüne
çıkarılır. Her türlü angarya bu çocuğa yıkılır. Bazen diğer çocuklar da
bu muameleden nasiplerini almaktadırlar.Ama genel de günah keçisi olarak
bir çocuk seçilir. Ret edilen çocuğa evdeki diğer çocuklardan farklı
davranılır. Aile sıcak,sosyal ve güven verici havadan kesinlikle
yoksundur.Aile içi yaşam gerilim,çatışma ve kavgalarla doludur. Anne
baba çocuğu sevmemekte ,anlamamakta ve onu diktatörce yönetmeye
çalışmaktadır.
KAYITSIZ VE PASİF ANNE BABA TUTUMU
Pasif ve kayıtsız ebeveyn ,çocuğun davranışları karşısında "ilgisiz ve
kayıtsız" davranışlar sergileyen anne babadır. Onlar için çocuğun
varlığı ve yokluğu belli değildir. Bu gruba giren anne babalar hoş görü
ile boş vermeyi birbirine karıştırmaktadırlar.
Anne baba çocuğa karşı çocuğun kendisini rahatsız hissedecek kadar
kayıtsız kalabilmektedir.Çocuğu ihmal eden anne baba zorunlu olduğu
zamanlarda, çocukla yüzeysel bir ilişki kurabilmektedir.
Çocuk anne babayı rahatsız etmediği müddetçe ,görünürde çocukla ilgili
pek bir problem yoktur.Eğer çocuk anne babayı rahatsız eder ve onların
yollarına çıkıp engel teşkil ederse ,anne baba çocuğa karşı düşmanca bir
tutum ve tavır takınır. Çocuğu düşman kuvvet ilan ederler.Daha sonra ise
çocuğa karşı yine kayıtsız tutum sergilerler.
Anne babaların kişilik yapıları değişkendir.Rahat ,sessiz ,vurdumduymaz
pasif oldukları gibi saldırgan da olabilirler.
BASKICI ,OTORİTER,KATI VE SIKI ANNE BABA TUTUMU
Çocuğunu ,kendi ideallerinde yaşattığı kalıplara uygun küçük bir
yetişkin yapma çabasıyla ,yola çıkan ana babaların çoğunlukla
katı,baskıcı ve hoşgörüsüz bir tutum içinde olduklarını
görürüz.Çocuğumuz bizden yaşça be-dence ve ruhça küçük olabilir fakat bu
çocuğumuzun bizim bir model küçüğü- müz olması anlamına gelmez.O henüz
bir çocuktur.Evet çocuktur.Yaramazlık ve hatalar yapması kadar doğal
olabilecek ne olabilir ki?
DENGESİZ,KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMU
Çocuk eğitiminde tutarsızlık çok yönlüdür.Çocuğun belli bir davranışı
kimi zaman hoş görülmesi kimi zamanda aynı davranış yüzünden ceza alması
çocukta cezanın anlamı ve suçun niteliği hakkında kuşkular uyanmasına
neden olur.Acaba çocuğun bu davranışı anne babanın belirli bir anında,
örneğin işten yorgun argın geldiklerinde,sinirli olduklarında veya evde
misafir olduğunda mı yanlıştır? Sakıncalıdır? Yoksa her zaman sakıncalı
ve uygun değildir?. Örneğin çocuk evde ıslık çalıyordur
AMAÇSIZ HOŞGÖRÜLÜ ANNE BABA TUTUMU
Anne babanın çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları çocukların bazı
kısıtlamalar dışında ,arzularını ,diledikleri biçimde
gerçekleştirebilmelerine izin vermeleri anlamına gelmektedir.Düzeyli
hoşgörü sahibi olan anne babaların çocukları evlerine yönelik olumlu
bireyler olurlar.Hoşgörü normal düzeyde ise , çocuk kendine güvenen
,yaratıcı ve toplumsal birey olarak karşımıza çıkar. Amaçsız hoşgörüde
ise yukarıda anlatmaya çalıştıklarımdan biraz farklıdır.Anne baba ev
içinde ve dışında çocuğun kendilerini rahatsız etmemesi şartıyla
,çocuğun tüm davranışlarında serbestlik vardır. Çocuk bir müddet sonra
anlar ki "Anne babayı rahatsız etmezsem, her şeyi yapabilirim."Demeye
başlar. Böyle anne babalar hoşgörülü tutumlarından kolay kolay ayrılmak
istemezler.Çünkü çocuğa dilediğini vermenin ona karşı koymaktan daha
kolay olduğu düşüncesini kendilerine yerleştirmiştirler.Çocuğu en kolay
metotla büyütmektedirler.Çocuğun istekleri "Bırak ver de ağlamasın,çocuk
üzülmesin." Veya "Çocuktur yapar,siz hiç çocuk olmadınız mı?"denilerek
yerine getirilmeye çalışılır.Kendi yaşamadıkları çocukluklarının
;çocukları tarafından yaşanmasını isterler. Böyle bir tutum çoğunlukla
çocuğu cezalandırmaktan korkmanın ve çocuğa bebek muamelesi yapmanın bir
dönüşümü olarak ortaya çıkmaktadır.
MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU
Mükemmeliyetçi anne baba her şeyin en iyisini çocuğundan bekler.Kendi
gerçekleştiremediği yaşantıları çocuklarının gerçekleştirmesini ister.
Mükemmeliyetçi anne babanın çocuğu sınıfın birincisi ve hatta okulun
birincisi olmalıdır.Ayrıca çok iyi resim yapmalı,şarkı söylemeli,iyi
konuşmalı,lider olmalı, iyi yüzmeli,koşmalı herkesin parmakla
göstereceği örnek davranışlar sergileyen çocuk olmalıdır. Hayır !Böyle
ailelerde çocuk asla çocuk olmaz.Çocukluğunu yaşayamaz.
KABUL EDİCİ,GÜVEN VERİCİ HOŞGÖRÜLÜ VE DEMOKRATİK
ANNE BABA TUTUMU
Anne babanın çocuğu kabulü,sevgi ve sevecenlikle ele alması,çocukla
ilgilenmesi şeklinde davranışa yansımaktadır.Kabul eden anne
baba,çocuğun ilgilerini göz önünde tutarak ,onun yeteneklerini
geliştirecek ortamı çocuk için hazırlar.Kabul gören çocuk,genellikle
sosyalleşmiş,işbirliğine hazır,arkadaş canlısı,duygusal ve sosyal açıdan
dengeli ve mutlu bir bireydir.
Anne baba birbirlerine ve çocuklarına karşı olan duygularında net ve
açıktır.Aile içinde güven ve şeffaflık vardır.Aile
huzurludur.Problemlerle nasıl baş edebileceklerini birlikte
araştırırlar.Bu ortamda yetişen çocuğa kişilik özelliği olarak aynen
yansır.
Ana babaların çocuklarına karşı hoşgörülü sahibi olmaları,çocuklarını
desteklemeleri,bazı kısıtlamaların dışında çocuğun istek ve arzularını
yerine getirmeleri anlamına gelmektedir.
ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin temelinde annenin ve babanın
davranışlarını buluyoruz. Onların tek tek kişilikleri, birbirlerine olan
davranış ve tutumları ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve davranış
biçimleri gerçekten çok önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminde,
özellikle anne ve baba davranışlarının büyük rolü vardır.
Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı anne ve babası gibi davranır.
Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine yöneltilen
davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da yanlış
olduğunu gözetmeden... İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni ile...
Bazıları da, kendi anne ve baba davranışlarını bilinçli bir yorum
süzgecinden geçirir ve en iyisini, en doğrusunu uygulamaya çalışır.
• “Benim doktor olmamı isterdi, annem... Olamadım... Bari oğlum doktor
olsun. Bunu sağlamak zorundayım...”
YA DA
• “Okutmak için boşuna zorladılar beni... Zamanım boş yere harcandı. Ben
çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata atılsın ve para kazansın.”
YA DA
• “Onun annesi ve babası olarak görevimizi seve seve yapacağız. Neye
yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek,
mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz bizim...”
Bu ve benzeri davranışlara çok sık rastlamaktayız. Genellikle çocukların
öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın, idealleri büyük rol
oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini gerçekleştirmek
istemektedirler. Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan “BÜYÜK
ÇOCUKLAR” dır bunlar... Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk
sorunlarından sıyrılamamış olan büyük çocuklardır
AİLEDE PROBLEMLER
Türk ailesini olumsuz yönde etkileyen pek çok problemler vardır. Kısaca
bu problemleri şöyle sıralayabiliriz:
• Köyden şehre göç, hem sosyal yalda, hem de ailede büyük değişikliklere
yol açmıştır. Başta köydeki gelenek ve göreneği kontrol edici
baskısından kurtulup, başıboş bir ortama itilmişlerdir. Özenilen, gıpta
edilen, taklit edilmeye çalışılan yabancı bir çevreye gelmişlerdir.
Kitle iletişim araçlarının tesiri ve moda, aileyi derinden sarsmaktadır.
Birçok aileler bu sıkıntıya ve perişan hayata, sırf kuru bir kavga
uğruna katlanmaktadırlar. Diğer taraftan özenti sonucu bütçelerini
zorlayan harcamalara gitmektedirler aile bütçesinin sarsılması önce
geçimsizliğe, daha sonrada boşanmaya kadar varan bir dizi hususlara
sebep olmaktadır.
• Sırf maddi mülahazalarla yurt dışına giden vatandaşlarımızın aile ve
çocukları, hem kendileri hem de milletimiz için büyük bir
problemdir.götürülmeyip yakınları yanına bırakılan çocuklar ,aile
şefkatinden mahrum ,birazda başıboş olarak yetişmektedir.yabancı
ülkelerde doğan ve yaşayanları ise ,büyük kültür ve kimlik buhranıyla
karşı karşıya gelmektedir.
• Devamlı reklamlara muhatap olan aile israfın içine itilmektedir.buda
aile bütçesini zorlamaktadır hatta geçimsizlik sebepleri arasıda,israfın
önemli payı olduğu unutulmamalıdır.
• Günümüzde ailelerin kendini müdafaa mekanizmaları
zayıflamıştır.bunları canlandırmak gerekir.mesela,saygı,iyi örnek olma
annenin mürebbilik rolü gibi.
Türk ailesinin dayandığı temel değer ile şartlar ve ortamı arsında bir
uyumsuzluk,belki e bir çatışkıdan söz edilebilir.bu uyumsuzluk veya
çatışkıyı iki guruba ayırabiliriz.
1- İç Uyumsuzluk
Ailenin dayandığı temel değerin ,zaman içinde ortaya çıkan yeni şartlara
göre yorumlanması yapılmadığından veya geç yapıldığından dolayı ortaya
çıkan uyumsuzluk.bunun nedeni belli bir kültürel yeterlik, birikim
yokluğu olabileceği gibi, siyasi, teknik veya ekonomik kararların
uygulanması sonucu şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Elbette daha
başka nedenlerin etkisi bu arada düşünülebilir.
Bu hususta özetle şu tespitin yapılabileceği söylenebilir. Ailede içi
uyumsuzluk, eğer ailenin dayandığı temel değer değiştirilmek
istenmiyorsa, belli sarsıntılara yol açsa bile, giderilebilir. Bu konuda
Türk ailesinin geçirdiği önemli deyimlere sahip olduğu belirtilmelidir.
Ancak burada vurgulanması gereken ailenin dayandığı temel değerlerin
reddedilmesi, ortaya çıkan şartlara karşı destekleyici düzenlemelerin
yapılmasıdır. Nitekim bugün için Türk ailesinin çeşitli nedenlerin
oluşturduğu bir iç uyumsuzluk yaşadığı söylenebilir buna karşı alınacak
kısa vadeli önlemlerin tespit edilmesi gerekir. Ancak sadece önlemler
sınırında kalmak sağlıklı bir sonuca götürmez bu önlemlerle birlikte
eğitime, kültürel değerlerin fonksiyonel hale getirilmesine, toplumsal
ve ekonomik sorunların çözümünde destekleyici yöntemlerin uygulanmasına
ihtiyaç vardır.ailedeki iç uyumsuzluk, ailenin dayandığı temel değerden
değil, bu değerin algılanma ve yorumlanma yetersizliğinden kaynaklanmışa
benzemektedir. Bu bakımdan aile fertlerinin eğitilmesi bir dereceye
kadar mümkün ise de bir noktadan sonrada toplumun duyarlılığına ve
devletin rasyonel ve yerinde düzenlenmesini sorumlu kılmaktadır.
2- Dış Uyumsuzluk
Devletin yada siyasi iktidarların, iletişim organlarının, bazı çevre ve
kuruluşların topluma, aileye ve insana rağmen kültürel bir değişime,
yani dünya görüşünü ikame etme çabalarına ağırlık vermesi. Şüphesiz
bunun tarihi, siyasi kültürel bağlamda yürütülmeye çalışılması sorunun
çok yönlülüğünü ortaya koyar. Türk ailesinin karşı karşıya kaldığı dış
uyumsuzluğun anlaşılmasında , yorumlanmasında ve çözümlenmesinde mutlaka
dikkate alınmak durumundadır. Belki de çatışma olgusunu bu bağlamda
temellendirmek gerekebilir.
EVLİLİKTE KAVGA
Evlilik aylarında çiftlerin çoğu gerçekle pek ilişiği olmayan hayal
dünyalarında yaşarlar. Daha evliliklerinin ilk aylarında, bir arada
yaşamaya alışma devrelerinde kavga etmek bir çokları için ölüm demektir.
Bu bakımdan da ilk aylarda her iki tarafta kavgadan sakınmak için
ellerinden gelen çabayı harcar eşlerinde kendilerini kızdıran rahatsız
eden yanlar bulsalar bile bunları içlerine atarlar. Sonunda içe atıla
atıla bu duygular günün birinde ufak bir söz veya davranış sonucu
taşıverir ve o zaman da kavga patlak verir. Böyle bir kavga
çözümlenmeleri pek de güç olmayan çeşitli sorunların dile getirilmesine
yardım eder.
Bazıları kavgayı günlük çeşitli olaylarla gerilen sinirlerine bir
rahatlık verme aracı olarak kullanırlar. Günlük yaşamın sinerlerimiz
üzerindeki baskısı o derece fazladır ki, pek çoklarımız zaman zaman bu
baskıyı azaltmaya gereksinim duyarız. Yalnız basıncı azaltmada,
evdekilerle kavga etmeden daha uygun yollar vardır: Açık havada idman
yapmak, sinemaya, tiyatroya gitmek, spor yapmak gibi.
Bununla birlikte sık kavga etmek eşler üzerinde birikici bir etki yapar.
Her kavgada kullanılan bazı acı sözleri unutmak güç olacaktır. Kavga
anında bu acı sözlerin eşleri fazlasıyla ve bunların uzun süre
unutulmaması olasıdır.
Evli eşler arasındaki kavgaların sıradan iki insanı kavgalarından çok
daha tehlikeli ve zararlı olmasının bir nedeni de eşlerin birbirlerinin
zayıf yanlarını çok iyi bilmeleridir. Kavga esnasında onun benliğini ve
kişiliğini en çok kırabilecek ve dile gelip söylenmesinden korktuğu
gerçekleri ortaya döküverme, içten bile değildir.
ÇOCUĞUN YANINDA AİLE MÜNAKAŞALARI
Çocuğun yanında aile münakaşalarının ve bunun yinelenmesi doğru
değildir. Çocuk bunlardan endişe duyar. Bu endişenin bir şekli kendi
benliğinin ne olacağı tarzındadır. Kendine ve geleceğine dair güven
hissi bir bakıma emniyet hissi yetersizliği burada söz konusudur. Gayet
tabii anne ve babalarına sevgisi, onları kaybetme korkusu da böyle
anlarda belirecektir. Çocuğun ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenecektir.
Aile münakaşaları eğer çok gerekli ise çocuk uyuduktan sonra
yapılmalıdır. Zira çocuğun bu münakaşalardan yaralanması hiç kimsenin
işine yaramayacaktır. Sorunlu bir çocuğun bakımı aile için daha da güç
olacaktır.
Çocuk kendisine iyi bir hayat sağlamak için gösterilen gayreti
bilmelidir. Bu ağırlığın anne baba ve diğer sosyal çevre bireyleri
üzerinde olduğunu öğrenmelidir. Fakat bu hal asla çocuğun başına
kakılmamalıdır. Sıkıntılar altında ölmüş, bitmiş intibaa da
verilmemelidir. Zira bu yaşta anne ve babası çocuk için abide
denilebilecek ölçüde üstündür.
ÇOCUKLARINI İHMAL EDEN ANNE VE BABALAR
Çocuklarını ihmal eden ona veya onlara kötü muamele yapan anne ve baba
çoğu zaman bunu istemeyerek yapar. Bu çemberi kırmak aileye hizmet
gereklidir. Çocukların içinde onları büyümeye yönelten kuvvetli bir çaba
vardır. Eğer gayretlerimizi çocuğun bu kuvvetli çabası ile
bağdaştırırsak onun tam olarak gelişmesini sağlamış olma yönünde çok
önemli adım atmış oluruz. Çocuklarını ihmal eden anne babaların büyük
bir kısmı çocuğu tanımamakla yanılgıya düşmektedirler. Çocuk arkasında
ana ve babasının desteği, önünde ise onların kuvvetli tecrübe bilgisi
bulunduğu müddetçe başarı yolundadır.
Konuyla İlgili Olabilecek Aşağıdaki Google Sponsor Sitelerini Ziyaret Edebilirsiniz
|
|
Etkili Aile İletişimi
Her zaman bilinen bir söz vardır:” Eğitim ailede başlar” Gerçekten de
çocuğa aile içinde gereken becerileri kazandırmaya çalışıyoruz. Ama ne
kadarını ve nasıl. Zaten önemli olanda “Nasıl” sorusunun cevabı.
Her aile başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Bunun için çocuklarına
mümkün olduğunca iyi bir gelecek sağlamaya çalışırlar. Onları iyi
okullarda okutmak ister. Bunun için aile varını yoğunu ortaya koyar tüm
özverisini çocuğuna verir. Ancak yadsınan bir konu vardır ki oda çocuğun
sağlıklı bir kişilik nasıl geliştireceği. Aslında hayatta her şey başarı
değildir. Önemli olan çocuğun içinde bulunduğu dönemi nasıl atlattığı,
nasıl bir kimlik oluşturduğudur.
Çocuk aileyi yansıtır. Aile içindeki bireylerin kişilik yapısı çocuğun
kişiliğini şekillendirir. Yani aile iletişim becerilerini kullanmazsa
çocukta iletişim becerilerini kullanamaz. Dolayısıyla çocuk hem ailede
hem de sosyal çevrede sürekli çatışma içine girer.
O halde “aile çocuğa nasıl eğitim verecek, çocukta nasıl sağlıklı bir
kişilik oluşturacak?”.
Elbette ki her anne baba çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister.
Çocuğuna iyi niyetle yaklaşmaya çalışır. Ama anne baba iyi niyetleri
kullanmasına rağmen yanlış yöntemleri kullanabiliyor. Burada ailenin
vereceği iyi bir eğitim çocuğuyla kurduğu sağlıklı iletişim becerilerini
kullanmasına bağlıdır. Bu sağlıklı iletişimi çocukla kurabilmek için
önce onu tanımak ve onun temel gereksinimlerine saygı duymak gerekir.
İşte ben de bunu düşünerek etkili iletişim kurma yollarını basit olarak
size anlatmaya çalıştım . Bu kitapçıkta çocuğunuzun temel gelişimsel
özelliklerini görecek, onu daha iyi tanıyacak ve daha iyi
anlayacaksınız. Ayrıca sorun çözme, ben dilini kullanabilme, etkin
dinleme gibi temel iletişim becerileri ile çocuğunuza daha olumlu
yaklaşabileceksiniz
Her şeyden önemlisi çocuklarınızı ayrı birer kişi olarak görüp onların
kişiliklerine, bağımsızlıklarına saygı duymaktır. Çocukları tanımada ve
anlamada en büyük yardım aslında kitaplar değil çocuğunuz ve sizlerin
arasındaki o köprüdür. Yani: ETKİLİ İLETİŞİM.
Etkili iletişim çocuğunuzla aranızdaki o köprüyü kurup ona ulaşmanızı
kolaylaştıracaktır...
AİLE İÇİ İLETİŞİM
Etkili iletişimin temelinde bireyin kendisini tanıması, kendi
değerlerinin ve tutumlarının farkında olması ve kendine güven yatar. İyi
bir iletişimci ipuçlarını anında görür (jestler, mimikler, beden duruşu)
ve onları gerçekçi olarak değerlendirir.
İLETİŞİM ENGELLERİ
1.Emir vermek, Yönlendirmek: Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz
olduğu mesajını verir. Kişi diğer kişinin istediğini yapma zorunluluğunu
hisseder.
2.Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye
benzer; ancak kişinin vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de
içerir. Kişinin isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir. Bu durum
kişide öfke ve düşmanlık yaratır.
3.Ahlak dersi vermek: Bu tür ilişkilerde otoritenin ve zorunlulukların
gücü kişiye karşı kullanılır. “yapmalısın, etmelisin” mesajlarını iletir
ve bireyi karşı koymaya zorlar.
4.Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi
kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.
5.Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde
o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor;
ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara
neden oluyor. Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz
olduğuna dair mesaj iletir.
6.Yargılamak, eleştirmek, suçlamak,aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler
çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu
değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında
yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz
görmesine neden olur.
7.Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirmeler yapmak: Genel
inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun öz
imgesine uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır.
Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini
yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. “Siz böyle
söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünürler. Övgü ise
başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırır. Aşırı övgü sonucunda
çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.
8.Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki
yapar.
9.Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını,
kendi duygularını ifade etmesini engeller.
10.Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak: Anne
babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya
çıkar. Böyle bir durumda sorun hiç yokmuş gibi algılanıp avutma
eğilimine gidilir.” Üzülme yarın her şey düzelecek, kendini daha iyi
hissedeceksin” gibi mesajların verilmesi çocuğun önemsenmediği hissini
verir.
11.Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine
kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.
12.Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu
saptırmak: Böyle iletiler yüzünden çocuk anne babasının onunla
ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini belki de onu
dışladığını, dikkâte almadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile
getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka ve espriyle karşılık vermek onları
incitebilir ve itilmişlik kenara atılmışlık duygusunu verir.
EŞLER ARASI UZLAŞMACI DİYALOG KONUSUNDA ON İLKE
İLKE 1: SÖYLEYİN
Aklınızdan geçen her şeyi söyleyin kaygılarınızı, korkularınızı ve
isteklerinizi dile getirin. Sizin için önemli konulara eşinizin de önem
vermesi için tercihlerinizi ortaya koymanız gerekir. Her duygunuzu
açıklıkla paylaşmak, aranızda bir yakınlık bağı oluşturur. Bu da
birbirinize olan bağın güçlenmesini ve derinleşmesini sağlar. Ayrıca
kendinizi ciddiye alarak, duygu ve düşüncelerinize saygıyla kulak
vererek, eşinizin de sizi anlayışla dinlemesi olasılığını
arttırabilirsiniz.
• Gerçekten söyleyin: İpucu vermek yada dolaylı iletişim, riski fazla,
kazanç umudu az bir stratejidir. Duygu ve istekleri açıklıkla ifade
etmek her zaman daha etkilidir.
• Ummaktan ve merak etmekten kaçının: Eşinizin aklınızdan geçenleri
okumasını ummanız, hem onu hem de sizin aklınızı karıştırır: Aynı sizin
eşinizin aklından geçenleri okuduğunuzu zannettiğiniz gibi. Ummak ve
merak etmek konularının alternatifi, söylemek ve sormaktır.
• “Biliyorsun, bence” lere dikkat edin: Eşinize belli bir konudaki
düşüncenizi daha öncede ifade ettiğinizi düşündüğünüzde sözlerinizle
biliyorsun, bence diye barlarsınız oysa “biliyorsun, bence” diye
başlamak yerine düşüncenizi dolaysız olarak ifade etmeniz daha doğrudur,
çünkü diğeri eleştirel yöntemdir ve karşınızdaki insanın hemen kendisini
savunmaya çekmesine neden olur.
• “İstediklerinizi söyleyin, istemediklerinizi değil”: İstemediklerinizi
söyleyerek kaygılarınızı dile getirebilirsiniz, ama bu yolla
istediklerinizi ifade etmiş olmazsınız. Birine istemediklerinizi
söylemek, o insana renkli bir fotoğraf vermek yerine filmin negatifini
vermeye benzer eşinize negatifler vermek yerine pozitifi verin, yani
istediklerinizi ifade edin.
• “Rica edin, şikayet değil”: Şikayetler geçmişe odaklanır, umutsuzluk
yaratır. Ricalar tercihlerinizi ifade eder gelecekle ilgili
davranışlarınıza odaklanır ve şimdiki durumunuzu düzeltmeniz yolunda
size yol gösterirler.
İLKE 2 : DUYGULARINIZI DİLE GETİRİN
Duygularınız eşinizle paylaşmanız gereken önemli bilgilerdir. Aynı
zamanda duygularımızı düşüncelerimiz için bir başlangıç noktası olarak
almamız gerekir. Duygular, düşünceler ve eylemler birbirinden
ayrılmazlar: Üçü bir arada iş başındadır. Bir duygunuzun farkına
vardığınızda, aldığınız mesajı doğru değerlendirebilmeniz için, o duygu
hakkında iyice düşünmeniz gerekir. Duygularınızı bu şekilde
kullanabilirseniz, kaygılarınızın, korkularınızın ve tercihlerinizin
neler olduğunu anlamanızda size yol gösterirler.
• “Duygular tek sözcükten oluşan etiketlerdir”: “Hissediyorum” demek bir
takım duygular içinde olduğunuzu belirtir. Duygunuza utanç, neşe,
sinirli, iğrenmek gibi bir etiket yapıştırıp, bu duygunuza odaklanmakla
ilk adımı atmış olursunuz.
• “Senin .... tığını hissediyorum” şeklindeki ifadelerinize özellikle
dikkat edin : “Senin yeterince uyumadığını hissediyorum şeklindeki bir
ifade bir duygunun ifadesi değil, karşıdaki insan hakkında söylenmiş bir
sözdür. Karşıdaki kişinin hemen savunmaya geçmesine neden olur, çünkü
bir eleştirinin yolda olduğunu göstermektedir. Çözüm duygulardan önce
düşüncelerin ifade edilmesindedir.
• “Duygularınızı sözcükler dökün davranışlara değil”: Duyguların
davranışlarla değil sözcüklerle ifade edilmesi yanlış anlaşılma riskini
azaltır ve eşinizin tepkilerinin de içten olmasını sağlar.
• “Kışkırtıcı bir dil kullanmaktan vazgeçin”:kullandığınız dil duygusal
anlamda ne kadar yoğunsa eşinizin yanıtları da o kadar yoğun olacaktır.
Her ikinizde ne kadar duygusal olursanız, tartıştığınız konu ne olursa
olsun birbirinizi düşman görmeniz o kadar olasıdır.
• “Benim kendimi....... hisetmeme neden oluyorsun” dememeye özen
gösterin: Örneğin “Benim kendimi çok kötü hissetmeme neden oluyorsun ve
ne yapacağımı bilemiyorum.” Gibi bir cümle bir suçlamadır, duygularınızı
ifade etme biçimi değil. Böyle bir ifade duygularınızın sorumluluğunu
sizi dinleyen kişinin omuzlarına yükler. Oysa “Kendimi çok kötü
hissediyorum” cümlesi yaşadığınız durumu tanımlar bir suçlama değildir.
İLKE 3 GİRMEK YASAKTIR
Eşinizin düşünceleri hakkında konuşmamalısınız kendi düşünceleriniz
hakkında konuşmanız ve eşinizin düşüncelerini sormanız çok önemlidir:
Ancak eşinizin düşünceleri hakkında konuşmakla, kendi kişisel duygu ve
düşüncelerinizle eşinizin kişisel duygu ve düşüncelerinin arasındaki
sınırı zorlarsınız.
Eşiniz hakkında konuşmak, eşinizin özerkliğini tehlikeye atar ve iki
ayrı birey değil de tek bir insanmışsınız gibi olağandışı bir durum
ortaya çıkar. Bireyler bağımsız kimliklerini yitirmek istemezler.
Eşinizin düşünceleri hakkında yorum yapmak aranızda zıtlık doğmasına
neden olurken eşinizin kaygıları yada düşünceleri hakkında soru sormak
sizi birbirinize yakınlaştırır.
• “Sınır ihlallerini bırakın iç görü kazanın”: Bir başkası adına
konuşmak, ona ne yapması yada kendisini nasıl hissetmesi gerektiğini
söylemek, o insanların sınırlarını zorlamak anlamına gelir. Bu tür sınır
ihlalleri hiç farkına varmadan gerçekleşir ve ters bir tepkinin bedeli
çok ağırdır.Sadece kendiniz hakkında konuşmanız ve eşinize hakkında soru
sormanız gerektiğini unutmayın.Sınır ihlalinde bulunduğunuzu her fark
ettiğinizde eğer duygu ve düşüncelerinizi hemen kendinize yönlendire
bilirseniz iç görü kazanma becerisi elde edebilirsiniz
Sınır ihlallerinin türü:Akıldan geçenleri okumaya çalışmak.duyguları
okumaya çalışmak,etiket(nitelikler)yapıştırmak eleştirmek,öğüt vermek
yada yönetmeye çalışmak.
• “Kördüğüm haline gelmiş konuşmaları çözün”:kördüğüm terimini eşlerin
birbirlerinin duygu ve düşüncelerini ifade etmelerinden kaynaklanan
karışık durumlar için kullanılıyor.Eğer eşinizin kendinizce ne düşündüğü
hakkında konuşuyorsanız ve eşiniz de size karşı aynı şekilde
davranıyorsa,aranızdaki diyalog zamanla çözümsüz bir hal alır bu
diyalogu çözebilmek için,cümlelerinize”ben”diyerek başlayın ve sadece
kendi duygu ve düşüncelerinizden söz edin,yada eşinize soru sorun.
• “Biz”diye konuşmamaya özen gösterin:”Biz” adılı iki özerk birey
olduğunuz ve farklı duygu ve düşüncelere sahip olduğunuz gerçeğini
maskeleyen bir sözcüktür.Duygu yada düşünceleriniz hakkında konuşurken
biz adılını kullanmak gerginliklere yol açabilir.
• “Sen ...dıgın zaman ben” ile başlayan cümlelerin yarattığı cümleler:
“Sen sofrayı kurmadığın zaman ne yapacağımı bilemedim”.Diye başlayan
cümleler eşinizin sizin sınırlarınızı ihlal etmeden size diyalogu
sürdürme olanağı tanıdığının kanıtıdır.
İLKE 4 :HAVA KİRLİLİĞİNE HAYIR
Eşiniz hakkındaki küçük düşürücü yorumlarınız aranızdaki atmosferin
kirlenmesine neden olur.Her tür mesaj karşıdaki insana nötr bir
biçimde,ona değer verdiğinizi anlatır şekilde yada “seni sevmiyorum”
anlamını veren zehirli bir biçimde verilebilir.Ses tonunuz neşeli
olduğunuzu,zevk aldığınızı yada tatmin olduğunuzu ifade edebildiği
gibi,bir şeyi onaylamadığınızı,alay ettiğinizi yada bir şeyden hiç
hoşlanmadığınızı anlatabilir karşınızdaki insana.Karşıdaki insanı
zehirlemek,bazen kullanılan sözcüklerin çağrıştırdığı gizli anlamlarla
da mümkün olur.Zehir saçan yorumlar eşinizi kışkırta bilir. Ve
birbirinizden uzaklaşmanıza neden olabilir. Bu yorumlar ilişkinizin
gücünü bir birinize sevgi göstermekten,bir birinizi incitmeye
yönlendirir ve benlik saygınızın ve evliliğinizin zarar görmesine neden
olur.
• “Yaşananlar hakkında bilgi verin,eleştirmeyin”:Yaptıklarınız hakkında
bir başkasından bilgi almak,kendinizi değişik bir açıdan aynada görmeye
benzer. Nasıl davranmanız gerektiği konusunda seçenekler sunar size.
Davranışlarınız hakkında bilgi almak daima olumlu değişmelere neden
olur. Eleştiri ise zehirli bir iğne gibidir. Duygularınızı incitir ve
savunmaya geçmenize neden olur.
• “zehirli sınır ihlallerinden kaçının”:Eşinizin sınırlarını ihlal eden
yorumlar onun kendisini savunmaya geçmesine neden olur ,çünkü bu
yorumlar onun sınırlarını aşmıştır. Eşinizi olumsuz bir şekilde
yorumladığınız zaman onun hemen savunmaya geçtiğini görürsünüz,çünkü
onun benlik saygısına zarar vermişsinizdir. Bu tür zehirli sınır
ihlalleri aynı zamanda kaygılı,öfkeli ve ters tepkilere neden olur.
• “zehirli sınır ihlallerinden vazgeçin,şefkatli davranmaya ve iç görü
kazanmaya çalışın”:Sınır ihlallerinin panzehiri,iç görü sahibi olmaktır
iç görü sahibi olmak kendinizi tanımaktan geçer,düşünce ve
duygularınızın ifadesidir,eşinizi olası en iyi açıdan görme sanatı olan
şefkattir. Eşinizin iyi niyetini ve olumlu davranışlarını tanıdığınız
zaman ona karşı şefkatli ve anlayışlı davranırız.
İLKE 5 :BİLGİ EDİNMEK İÇİN DİNLEYİN
Öncelikle,eşinizin söylediklerinin doğru,yararlı ve mantıklı olup
olmadığını anlamak için dinleyin . Eğer dinlerken amacınız eşinizin
söylediklerinin yararlı olup olmadığını anlamak ise,onun size sunduğu
bilgileri anlamak için dinliyorsunuzdur. Dinlemenizin amacı bilgi
edinmektir bilgi edinmek için dinlemenin karşıtı,itiraz etmek için
dinlemektir. Eğer eşinizin yanlışını bulmak için dinliyorsanız,çok
değerli bilgilerden yoksun kalırsınız ve aranızdaki ilişki bir çekişmeye
dönüşür.
• “ama”lara dikkat edin”:Ama sözcüğü daha önce söylenen her şeyi bir
anda siler atar. Sizinle ilgili yorumları ama ile başlayan bir cümle ile
başlarsanız,eşinizin size sunduğu bilgiyi kabul etmeyip,reddettiğinizi
ifade ediyorsunuz demektir. Söylediğiniz herhangi bir şeye “ama”ile
başlayan bir yanıt alırsanız ,söylediklerinizin dikkate alınmadığını
düşünerek rahatsız olursunuz.
• “ama”yerine “ve” kullanın :”ama” nın panzehiri ve dir.”ve” sözcüğü
sözlerinize yeni bir şeyler ekleyeceğinizin belirtisidir: oysa “ama”
sözlerinizden bir kısmını geri alacağınızı ifade eder. “ve” sözcüğü yada
“aynı zamanda” gibi benzeri ifadelerle diyaloglarda akış sağlanır.
• “dikkatli dinleme konusunda alıştırma yapın” dikkat bir ışına
benzer.dikkatli dinlerken eşinizin size söylediklerine odaklanırsınız.
Çiftler farkında olmadan eşleri konuşurken onları dinleme konusunda
ihmalkar davranabilirler. Dikkatli bir dinlemede eşler birbirlerinin
sözlerine içtenlikle kulak verirler.
• “Dinlemek daha güvenlidir”.
• “ Bir savcı gibi dinlememeye özen gösterin “
• “Bir dedektif gibi dinlememeye özen gösterin “
• “Bir yargıç gibi dinlememeye özen gösterin”
• İşittiğinizi belli edin”
• “Stratejik yinelemelerde bulunun”
İLKE 6:DUYGULARA KULAK VERİN
Duygular önemli mesajlar taşır. Sözcükler gerçekleri dile
getirir:duygular isi bu gerçeklere “lezzet” –olumlu yada olumsuz ,içten
yada yaralayan ,tehditkar yada zevkli – katar ve böylelikle gereken
tepkiyi vermenizi sağlar.Dışarıda güneş pırıl pırıl olabilir ,ama dışarı
çıkıp, güneşte bir yürüyüş yapmanızı sağlayacak olan duygusal
durumunuzdur. Duygulara çoğunlukla gerekli önem verilmez. Duygular
dostluk yada ciddiyet gibi hep geri planda tutulur ve önemsenmez.
• “ona empati gösterin “
• “duygulara kulak vermek güvenlidir”
İLKE 7: İKİ TARAFLI DİNLEYİN
Hem eşinizin hem de kendi sesinize kulak verebilme yeteneği ,özellikle
bir eylem planı yaparken çok yararlı olur. Biri için önemli bir konu ,o
anda diğeri içinde önem kazanır. Böylelikle birbirlerine “ benim için
önemlisin “ mesajını veriyorlar.çiftlerin evliliklerinin yürümesi için
kazanmaları gereken en önemli beceri iki taraflı dinleme olmalıdır.
• “Aşırı fedakarlık yapmamaya özen gösterin”
• “sesleri eşit olarak yükseltin”
• “zorbalık yapmamaya özen gösterin”
İLKE 8.: DİYALOGLARINIZI DOKUYUN
Diyalog konusunda başarılı olanlar diyaloglarını dokurlar:her biri kendi
perspektifini ,karşısındakinin perspektifiyle birlikte dokur ve ortaya
tek ve karşılıklı anlayıştan kaynaklanan yeni bir görüş çıkar.
Böylelikle de konuşurken bir fikir birliğine varılır. Dokunmuş bir
diyalogda şunlar koşuldur. _eşiniz konuşurken dikkatle dinlemek
_aldığınız bilgiyi yüksek sesle yinelemek _Eşiniz sizi dikkatle
dinlerken ,o konuda kendi görüşünüzü eklemek
• “kaygılarınızı paylaşın”
• “iyi dinleyiciler söz keser”
• “Yavaş davranmak her zaman hızlıdır”
• “Konuşmaları yinelerken genellemeler yapmaktan kaçının “
İLKE9: DÖRT ÖZELLİĞE DİKKAT EDİN
Etkin bir diyalogun dört önemli özelliği vardır.
• “Simetri sağlayın”
Diyalogda simetri yaşayan her birinin ne kadar konuştuğudur. Eşler eşit
miktarlarda konuşuyorlarsa simetri sağlıyorlar demektir.
• “Kısa bölümler halinde konuşun”
• “Özel konuları paylaşın”
• “konuşmaları özetleyin”
İLKE 10:HAVAYI KONTROL EDİN
Çiftlerin,stresler ve gerginliklerle yüz yüze gelseler bile
,ilişkilerinin havasını kontrol etme şansları vardır. Genel koşullarınız
ister sorunlu ,ister sakin olsun ,bir çift olarak kendi durumunuzu büyük
ölçüde kontrol altında tutabilirsiniz. Buna hava kontrolü diyeceğiz.
_ Isıyı ve hızı kontrol altıda tutun _Kullandığınız sözcükleri kontrol
edin _Hızlandığınız taktirde ara verin _Çıkış ve giriş yollarını
planlayın _Yorgunluk ,açlık ,hastalık ve bunalım anlarını kontrol
altında tutun .
KAYNAKLAR
1-1999-2000 Batman Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürlüğü "Öğretmenlerin
Rehberlik Hizmetinde Eğitimi Semineri" Ders Notları
2- Dodson ,Fitzhugh "Çocuğunuzu tanıyor musunuz?" Denge Yayınları
İstanbul, 1997.
3- Altınköprü,Tuncel "Çocuğun başarısı nasıl sağlanır.?" Hayat
Yayınları, İstanbul ,1999.
4-Yavuzer , Haluk " Çocuk Psikolojisi" Remzi Kitapevi, İstanbul 14.
Basım,1997.
5-Yavuzer,Haluk "Çocuk Eğitimi El Kitabı" Remzi Kitapevi, İstanbul ,7.
Basım 1997 6-1.Aile şurası bildirisi 17-20 aralık 1990 ANKARA _ Türk
ailesinin temel karakteristiği prof. Dr. Orhan KARMIŞ( Selçuk ÜNV..)
_Birey –Aile-Toplum M. Aytül KASAPOĞLU (Ankara ÜNV.)
_Türk Ailesinin Durumu Prof Dr .S.Sevim EREL(Hacettepe ÜNV.)
_Türk ailesinin günümüzdeki sorunları Dr. İsmail KILLIOĞLU (Marmara ÜNV.)
7-Ailenin Güçlenmesinde Aile Üyelerinin Sorumlulukları Paneli
Dr. Neriman ARAL(Ankara ÜNV..)
8-Aileler İçin Sosyal Hizmetler Prof. Dr. Kemal ÇAKMAKLI İstanbul 1998
9-Aile Eğitimi Paneli 10 Mayıs 1991 Ankara
10-Türkiye’de Ailelerin Psikolojik Örüntüleri Aydan GÜLERCE İstanbul
1996
11-Aile Danışması Dr. Serap NAZLI Ankara 2000
12-Aile Yazıları 3 Derleyenler: Beylü DİKEÇLİGİL-Ahmet ÇİĞDEM Ankara
13-Aile ve Kültür Prof.Dr.Nihat NİRÜN Ankara 1994
14-Aile Araştırması Murat BAYHAN 1999
15-Aile Araştırması Canan BİLBAY PDR Uzmanı
16-İkinin Gücü Susan HEITLER Çeviren: Gülder TÜMER Ankara 1998
![]() |
Grubumuza Bağlı Siteler İçinde İçerik
Araması Yapınız
Özel Arama
|