PSİKOLOJİ ARŞİVİ CD si
2800 Adet Civarında (Yaklaşık 20 Bin sayfa); psikoloji psikiyatri ve özel eğitim içerikli dokümandan oluşan eşsiz bir arşiv çalışması Binlerce dokümanı tek CD de topladık. Ayrıştırılmış konu indeksi, Karma ve Alfabetik, Konular, Konu içerikli Klasörler, İçerik bağlantılı Alt dosyalar, Kolay kullanılma imkanı.
CD ye sahip olmak ve ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZAfet Yıldönümleri ve Psikolojik Tepkilerimiz
17 Ağustos Marmara Depremi
Yıldönümünü yaşayan, 12 Kasım Düzce Depremi Yıldönümünü yaşayacak
herkese ve hepimize;
Hepimizin başından, hafızamızda bir anı, albümlerimizde bir fotoğraf,
video filmlerinde bir görüntü veya günlüklerimizde bir satır olarak
kaydettiğimiz olaylar geçmiştir. Pek çoğumuzun da bu olaylara ilişkin
“yıldönümlerimiz” vardır. Evlilik yıldönümleri, doğum günleri, mezuniyet
günleri gibi özel, dini ve milli bayram günleri, anneler günü, babalar
günü gibi toplumsal olarak yaşattığımız günler, bu tür
yıldönümlerindendir. Eğer bu anları bizimle paylaşmış veya paylaşmasını
istediğimiz kişilerle birlikteysek, söz konusu günleri bir şenlik
havasında kutlarız. Ama o insanlar acı bir olayla aramızdan
ayrılmışlarsa, içimizde bir burukluk oluşur. Kederleniriz.
Hatırlamayı ve hatırlanmasını neredeyse hevesle beklediğimiz bu
yıldönümlerinin yanında, 17 Ağustos 1999 da olduğu gibi, dünyanın
beklenmedik bir anda sarsılarak, sevdiklerimizi bizden aldığı bazı
olayların da yıldönümleri vardır. Bu yıldönümlerinde de olayın yaşandığı
anlardaki duygularımıza benzer duyguları yeniden yaşarız. Mutluluk veren
bir olayın yıldönümünde yaşadığımız mutluluğu nasıl hiç sorgulamıyorsak,
hayatımızda önemli kayıplara yol açan bir olayın yıldönümünde de o olay
anındaki kadar şiddettle yaşadığımız acı, korku, öfke, pişmanlık,
suçluluk gibi duygularımızı da doğal karşılamalıyız.
İster olumlu, ister olumsuz olsun, hayatımızda önemli bir yer tutan
olaylar sırasında, çevremizde bulunan her şey, biz farkında olmadan
hafızamıza kaydedilir. Bu yüzden de aynı şeyler, bir başka zamanda da
bizleri, o olay sanki yeniden oluyormuşçasına etkileyebilir. Deprem gibi
hayati tehlike içeren bir olay sırasında da hafızamız o olay öncesindeki
ve anındaki herşeyi kaydettiğinden, farklı bir zamanda ve mekanda bile,
benzer şeyler yeniden gündeme geldiğinde (havanın sıcaklığı, denizin
durumu, ayın rengi, hatta üzerimize giydiğimiz bir giysi veya taktığımız
bir takı), bize o olayı hatırlatma gücüne sahip olur. Yeniden o deprem
anındaki duygusal tepkileri ve davranışları gösterebiliriz.
Bu tür tepkiler, olay taze iken daha sık olarak ortaya çıkar, zamanla
seyrekleşebilir. Olayın yıldönümlerinde ise olayın olduğu ay, gün, saat
ve dakikada, hafızamızdaki anılar yeniden canlanır. Bu yüzden de olayın
yıldönümlerinde psikolojik olarak çok etkilenebilir, olay anında yaşamış
olduğumuz duygularımızı aynı şiddette yaşayabiliriz.
17 Ağustos yaklaşırken, içimizde bir huzursuzluk, sinirlilik, kaygı ve
korku gibi duygular yaşayabiliriz. Yakınlarını, arkadaşlarını, güven
duygusunu, bazı uzuvlarını, evini, eşyalarını ya da işini kaybetmiş,
harabolması nedeniyle doğup büyüdüğü yerleri neredeyse tanıyamayacak
hale gelmiş olanlarımız için ise, bu kayıpların yası halen sürüyor
olabilir.
Geçmişteki bu olayları kabullenip geleceğe yönelebilmek için bir kaç ay
yetmez. Yapılan araştırmalar, insanların bu tür kayıplarından sonra
yaşadıkları yasın aynı şiddette, birbuçuk, iki, hatta üç yıl bile
sürebildiğini göstermektedir. Bazılarımız ise bu yas tepkilerini
geçiştirmiş, yok saymış ya da ertelemiş ve sonuçta tam manasıyla
yaşayamamış olabilir. Yıldönümleri, bu yas tepkilerinin de herkes için
alevlendiği dönemlerdir.
Pek aklımıza gelmese de araştırmalar, bu tür yıldönümlerinin bir yandan
da hayatta kalanların duygusal yaralarının iyileşmesi için bir fırsat
olabildiğini göstermektedir. Bu yıldönümlerinde, yaşadığımız duyguların
farkına vararak, ifadesine izin vererek, bu doğal yas sürecinde, daha
ileriye ve “yeniden yapılanma”ya doğru çok önemli adımlar atabiliriz.
Yıldönümleri aslında insanların psikolojik ihtiyaçlarından ortaya çıkan,
önemli günlerdir. Başımızdan geçen o olayı anarak, geride bıraktığımız
yılı gözden geçirerek, ileriye dönük planlar yaparak yeniden dengeye
dönme ihtiyacımıza cevap verirler. Dünya üzerinde insanın varolduğu
zamandan bu yana, pek çok kültürde ve dinde “yıldönümleri” vardır ve
çeşitli bireysel ve toplumsal törenlerle idrak edilir. Toplumun
ihtiyaçlarına bağlı olarak bu törenler yıllarca devam edebilir. Örneğin
1906 San Fransisco depreminden sağ kalanlar, her yıl Nisan ayının
18’inde, sabaha karşı 5:12 de “yıldönümleri” için bir araya
gelmektedirler.
Afet yıldönümleri çoğumuzda bazı psikolojik tepkilere yol açar. Bu
tepkiler beklenmediği ve açıklanamadığı için kişilerde ek kaygı ve
sıkıntı yaratabilir. KORKMAYIN. Bu duygusal “artçı şoklar” bir “geriye
gidiş” değildir. Bunlar iyileşme ve yaraların sarılması sürecinin doğal,
doğal olduğu kadar da gerekli bir parçasıdır. Bu psikolojik tepkilerden
bazıları aşağıda belitilmiştir:
Olaylar ve kişilerle ilgili anılar, rüyalar, düşünceler, duygular
Depremin yıldönümü yaklaşırken, kendimizi o olayı düşünmekten
alıkoyamayız. Çok uzun zamandır düşünmediğimiz şeyleri yeniden düşünmeye
başlayabiliriz. Çocuklarımızın yeniden depremle ilgili konuşmaya
başladığını tanık olabilir; depremle ilgili rüyalar görebiliriz.
Olayla ilgili anıları ve duyguları herşey yeniden oluyormuşçasına canlı
yaşayabiliriz. Deprem sahneleri gözümüzde canlanabilir. Çeşitli bedensel
tepkiler yaşayabilir, çaresizlik, umutsuzluk, ya da bu felaketten sağ
kurtulmuş olmayla ilgili bir buruk bir rahatlık hissedebiliriz.
Keder, üzüntü ve pişmanlıklar
Olayın yıldönümünde kaybettiğimiz kişi ya da kişilerin neleri sevdiğini,
neleri yapamadan kaldığını, yaşamımızdaki yerini hatırlar, yokluğuna
alışamamanın kederini, üzüntüsünü yaşarız. Yaralarımızın tam kapanmaya
başladığını düşünürken, yıldönümüyle birlikte, yeniden açıldığını acıyla
farkederiz.
Sadece sevdiğimiz birinin kaybı değil, güven duygumuzun,
alışkanlıklarımızın, evlerimizin kaybı ile ilişkili üzüntüler de
yıldönümlerinde yoğunlaşabilir. Özellikle geçici konutlarda
yaşayanlarımız, evlerini ne kadar özlemiş olduklarını farkedebilirler.
Geçici konutlarının eksiklikleri daha çok gözlerine batabilir. Yeni bir
eve çıkmış olanlarımız eski evlerini hatırlayabilir; başka bir yere
taşınmış olanlarımız yoğun bir sıla özlemi içine girebilirler.
Kaybedilen eşyalar da hatırlandığında üzüntü yaratabilir. Özellikle,
“keşke saklayabilseydim ya da kurtarabilseydim” diye düşünülen, fotoğraf
albümü gibi bizim için yoğun anısı olan eşyalar..
Bir kısmımız için ilk yıl, yaşadığımız olayın yasını bile tutmamıza izin
vermeyecek kadar yoğun ve zorlu geçmiş olabilir. Çadır yaşantısı, zor
günler, çözülmesi gereken pek çok sorun nedeniyle, kendimizi dinlemeye,
kayıplarımızın yasını ve üzüntüsünü yaşamaya fırsat bulamamış
olabiliriz. Yıldönümü vesilesiyle ortaya çıkan keder duyguları, gecikmiş
yasımızı yaşamamıza olanak vcrdiği için, bir yandan da rahatlatıcı
olabilir. Kimimiz, belki de ilk kez, doyasıya ağlama fırsatı
bulabiliriz.
Korku, kaygı ve stres
Pek çoğumuzun yaşadığı korku ve kaygı, afetten birkaç ay sonra yatışmaya
başlayabilir. Ancak olayın yıldönümünde bu duygular yeniden ortaya
çıkabilir. En ufak bir seste, harekette, yerlerimizden sıçrayabilir,
gerginleşip, tetikte olma durumuna geçebiliriz.
Olayı çok ağır yaşamış olanlarımızda ise bu korku, zaten birinci yılın
sonunda henüz kaybolmadığından, yıldönümü nedeniyle şiddetli bir şekilde
alevlenebilir. Kabuslar ve depremi hatırlatan belirli yerlerle ilgili
panik duyguları, yeniden ortaya çıkabilir.
Öfke
Yıldönümleri, afet ile ilgili kırgınlıkları ve öfkeleri yeniden
körükleyebilir. Haksızlık olarak algıladığımız şeyleri tekrar tekrar
hatırlarız. Kendimizi rahatsız eden şeyleri, kaybettiklerimizi,
yaralarımızın sarılma aşamasındaki bürokrasiyi, yeniden yapılanma ve
iyileşme sürecinin yavaşlığını, daha sık ve yoğun olarak
hatırlayabiliriz. Bir türlü tamamlanamamış işler daha çok gözümüze
batabilir.
Yaşamlarımıza henüz istediğimiz gibi bir çekidüzen verememiş olduğumuzu
düşünerek, yetersizlik duyguları içine girip, kendimize de
öfkelenebiliriz. Yaşattıkları nedeniyle depremin kendisine bile
öfkelenebiliriz.
Çeşitli nedenlerle başarısızlık duygularımız yeniden alevlenebilir.
İlişkilerimizde ortaya çıkan sorunlar daha çok gözümüze batabilir.
Birbirimizi daha çok suçlayabiliriz.
|
|
İlişkili Reklamlar |
|
|
|
Kaçınma davranışları
Pekçoğumuz için yıldönümleri ve toplu anma törenleri, gözyaşları ile de
olsa, bir arınma, olan biteni gözden geçirip ders çıkarma, toplumsal
dayanışma dönemi olarak algılanabilir. Bazılarımız ise yıldönümünün
diğer günlerden farklı olmadığını ileri sürerek, bu tür olaylardan uzak
durmak, böylelikle yaşayabileceğimiz olumsuz duygulardan uzaklaşmak
isteyebiliriz.
Oturup olay üzerinde düşünme ve olumlu birşeyler çıkarmaya çalışma
Doğal afetler gibi yoğun kayıplara ve acılara yol açan olayları
yaşamlarımız içinde özümsememiz zaman aldığından, olaydan sonra
“toparlanma”mız da çeşitli düzeylerde olur. Toparlanma dönemleri, hem
fiziksel, hem duygusal, hem de ruhsal açıdan “yeniden yapılanma”yı
içerir.
Yıldönümleri pek çoğumuz için, bu iyileşme ve toparlanma sürecinde bir
mihenk taşı gibidir. İlk yıldönümünde, başımıza gelen bu olayı,
zihinlerimizde, yüreklerimizde ve yaşamlarımızda belirli bir yere
oturtabilmemiz ve belirli bir bakış açısı geliştirebilmemiz için yeterli
bir zaman geçmiştir.
Yıldönümlerinde pek çoğumuz, “şimdi aynı olayı yeniden yaşıyor olsaydım
neyi farklı yapardım?” diye bir soruyla yüzleşmeye çalışırız. Bu, pek
çoğumuzun uykularını kaçıran bir sorudur. Bu soruya bir yanıt bularak,
başka insanlara yardımcı olabileceğimizi ümit ederiz. Yanıtlarımız
neredeyse oybirliğiyle; depreme nasıl hazırlıklı olmamız gerektiğini;
evdeki tehlikelere karşı alacağımız önlemleri (dolaplar, vs.);
evlerimizi sigortalamanın önemini; deprem çantası ve güvenlik araçları
almayı; önemli evrakları (kimlik, tapu, banka cüzdanı, vs), fotoğrafları
diğer anısı olan eşyayı güvenli ve belirli bir yerde tutmayı; ailece bir
kurtulma planının yapılması gereğini ve kurtulanların buluşacağı belirli
bir yerin saptanmasının önemini vurgulamaktadır.
Felaketler, kişilerin değerlerini ve inançlarını gözden geçirmelerine de
yol açabilmektedir. Araştırmalara göre, doğal afetlerden sonra pekçok
insan, önemli kayıplarına rağmen, yaşamlarının bir anlamda daha olumlu
bir yöne döndüğünü söylemektedirler. Pek çok insan, “neler çektik”
diyerek, üstesinden gelebildiği zorlukları farkedebilmekte; kendi içinde
gizli olan o dayanıklılığı, cesareti, problem çözme yeteneklerini
görebilmektedir. Kendilerine yardımcı ve destek olmuş olan kişileri
takdirle anmakta; daha derin ve daha anlamlı ilişkiler için
şükretmektedirler.
Deprem gibi afetlerin yıldönümü yaklaşırken önemli bir geçiş dönemi ve
değişim yaşarız: artık kendimizi bir kurban (mağdur) gibi değil, hayatta
kalmayı başarabilen, gerçekten “sağ kalanlar” olarak algılayabiliriz.
Bazılarımız, depremden sonra yeni ve daha derin dostlukların doğmuş
olduğunu da farkedebiliriz.
“Bu deprem benden çok şey aldı götürdü; geçmişimden bir parçayı,
hayatımın anlamını… Bütün bunları bir yıl içinde yeniden eski haline
getirmek mümkün değil, biliyorum. Ama aynı deprem, başka şeylere de yol
açtı. Hayatıma, bu güne kadar nasıl yaşamış olduğuma dönüp bakmama neden
oldu. Neleri düzeltmem gerektiğini görmemi sağladı. Benim için bir dönüm
noktası oldu” diyen kişilerin sayısı hiç de az değildir.
Yıldönümü sayesinde ortaya çıkan bu, “geriye dönüp, her şeyi yeniden
gözden geçirme fırsatı”, iyileşme ve toparlanma sürecinde gerçekten bir
dönüm noktası olabilmektedir. Ne kadar yol katettiğimizi, ne tür
badireleri atlatabildiğimizi görmemizi sağlar. Kendi içimize dönüp
bakmamıza, cesaretimizi, direncimizi, dayanıklılığımızı ve gücümüzü
görmemize aracı olur. Hem kendimizi hem de bizimle birlikte bu badireyi
atlatanları kutlamamız için bir fırsattır. Aynı zamanda da dışarıya
dönüp, bu iyileşme sürecinde bizlere destek olanların değerini bilmek,
ileriye bakıp yapabileceklerimizi hayal etmek için de bir dönüm
noktasıdır.
17 Ağustos 2000, büyük Marmara depreminin ilk yıldönümü. Bu yıldönümünde
kaçınılmaz olarak medya bu konuyu yeniden ele alacaktır. Konuyu işlemek
için de deprem görüntülerini ve deprem öykülerini yeniden gündeme
getirecektir. Bu sırada hepimizin depremle, kayıplarımızla ilgili
duygularımız ve psikolojik tepkilerimiz yeniden alevlenebilecektir.
Bunları bilip, çocuklarımızın da benzer şeyleri yaşayacağını
unutmayalım. Eğer mümkünse çocuklarımızı bu tür programlara maruz
bırakma konusunda sınırlamalar getirelim. Eğer bunu yapamıyorsak,
programı birlikte izleyip, yaşadığımız duyguları onunla paylaşalım, onun
da yaşayabileceği duyguları bizimle konuşmasına, paylaşmasına yardımcı
olalım.
Hangi yaşta olurlarsa olsunlar, bu büyük olayın yıldönümünde
yaşayacağımız, son derece normal ve beklenen bu psikolojik
değişikliklerin nedenini bilmezlerse, çocuklarımızın kafaları
karışabilir. Onlara bakacak birinin herzaman olacağını; en azından
“bugün” “burada” hepimizin emniyette olduğunu bizlerden duymaya bu gün,
her zamankinden daha fazla ihtiyaçları olacaktır.
UNUTMAYALIM Kİ çocuklarımız da kaybı yaşayan ailemizin bir parçasıdır.
Böylesi bir günde yaşadığımız duyguları, onları üzmemek adına onlarla
yaşlarına uygun bir şekilde paylaşmazsak, bu davranışımız onların bize
olan güveninin sarsılmasına yol açar. Ailesine güveni sarsılmış bir
çocuğun ise kendini güvende hissetmesi çok zordur. Bu tür
yıldönümlerinde katılacağımız çeşitli törenler, aile içi toplantılar,
gerçekleştireceğimiz kabristan ziyaretleri, anne baba olarak bizlerin
olduğu kadar, çocuklarımızın da olayları kavramasına, kayıpların neden
olduğu üzüntü, keder, korku gibi duygularını anlamalarına ve üstesinden
gelmelerine yardımcı olacaktır.
Afet yıldönümlerinde ortaya çıkabilecek duygu ve davranışlarımızdan
korkmayalım, utanmayalım ve rahatsız olmayalım. 17 Ağustos yıldönümümüzü
yakınlarımızla nasıl geçireceğimizi planlayalım. Anılarımız hakkında
konuşalım. Ama sadece anıları değil, afetle ilgili şimdiki dugularımızı,
düşüncelerimizi ve kaygılarımızı da paylaşalım. Bu da yetmez. Mutlaka,
daha önce başımıza değil aklımıza bile gelmeyen zorluklarla bütün bir
yıl nasıl mücadele edip, ayakta kalabildiğimizi hatırlayalım, kendimizi
ve birbirimizi kutlayalım. Geleceğe yönelik daha olumlu bir bakış açısı
geliştirelim.
Türk Psikologlar Derneği
Deprem Özel Çalışma Grubu
![]() |